okulsuzluk- 12. bölüm: ya sonrası?

her ne kadar bu bölümü yazmak, benim için diğer bölümlere göre çok daha zor olsa da, bu yazı dizisinin içinde bu başlığın olması gerektiğine inanıyorum. biliyorum ki, okulsuzlukla ilgili endişelerin en büyük sebebi, biraz da bu sorunun cevabının belirsizliğinden kaynaklanıyor.

sonra ne olacak?… çocuklarımızı sistemin dışında bırakarak onların geleceğine istemeden de olsa ipotek mi koymuş olacağız? çocuklarımız meslek sahibi olabilecekler mi?…ekonomik özgürlüklerini nasıl kazanacaklar?… gibi sorular, sadece, okulsuzluğu bir seçenek olarak değerlendiren ailelerin değil, okulsuzluğa gönül vermiş ve bu konuda bir ilerleme göstermiş ebeveynlerin de cevap vermekte zorlandıkları soruların başında geliyor.

öncelikle şunu yinelemekte fayda görüyorum; biz, aile olarak, yaşantımızı şekillendiren adımları atarken, “yarın” ı kontrol edebilme gücümüz olmadığını da varsayıyoruz. kararlarımızı verirken bu yaşam felsefesi bize kılavuzluk ediyor. çocuklarımızın gelecek yaşantılarını, ince ayrıntılarla planlamanın da ebeveyn olarak bizim görevimiz olduğunu düşünmüyoruz. bugüne kadar, elimizden geldiği kadar, “şimdi” ye yatırım yapmak için çabaladık. bunu yaparken, çocuklarımızın akademik gelişimlerini maksimum seviyeye çıkarma gayretiyle değil; aile bağlarımızı güçlendirmek, çocuklarımızın duygusal gelişim dönemlerinde yanlarında olmak, ve onların ilgi duydukları konularda ilerlemelerine destek verebilmek amacıyla yaptık. bundan fazlası bizim de elimizden gelmiyor ve ileride de gelemeyecek.

diğer taraftan, çocuklarımızın belli bir yaştan sonra meslek edinme konusunda seçeneklerinin olabilmesi, yani bir lise diploması alabilmeleri için destek olmamız gerekiyor. şu anda yaşadığımız eyaletin kanunlarına göre, ev eğitimi yapan aileler, çocuklarının transkriptlerini hazırlayıp, resmi lise diploması verme hakkına sahipler. ikinci bir seçenek olarak; çocuklarımız, bölgemizdeki liseye son sınıfta kayıt olup, sene sonunda mezun olarak diploma alabilirler. amerika da evde eğitim yasal olduğu için, diploma almak herhangi bir sorun teşkil etmiyor.

fakat bizim için bu iki seçeneğin de mümkün olmama ihtimali var. hem bülent, hem de ben, 16 senenin sonunda, bütün geleceğimizi bu ülkeye endekslemeye hazır olmadığımızı düşünüyoruz. önümüzdeki 1-2 sene içinde Türkiye ye taşınma planlarımız var. böyle bir durumda, ister istemez yeni seçenekler de üretmek durumunda kalacağız. bu belirsizliklerin üzerine konuşmak elbette çok mantıklı değil. fakat benzer durumdaki ailelere yol gösterebilir umuduyla, bu konudaki düşüncelerimizi (lise diplomasi alabilmek için) şöyle özetleyebilirim.

ilk olarak; açık ortaokul ve açık liseyi bitirmek her zaman mümkün olabilir (okuduklarımdan anladığım kadarıyla, açık ortaokula kayıt için, halk eğitimden alınacak ikinci kademe okur yazarlık belgesi isteniyor. açık ortaokul ise, toplam 1 senede bitirilebiliyor. bir senede üç sınav dönemi varmış ve her sınav döneminde bir üst sınıfa geçilebiliyormuş. açık lise hakkında ise pek bir bilgim yok ama belki sınavlar normal liseye göre daha az yorucu olabilir). fakat bu seçeneklerin, “bizim ailemiz” için en ideal çözüm olabileceği konusunda tereddütlerimiz var. çocuklarımızın akademik İngilizce den akademik Türkçe ye adaptasyonları, en az 2-3 sene alabilir. üstelik açık liseye devam etmek, okulsuzluktan tamamen uzaklaşmak anlamına da gelecektir.

ikinci bir seçenek olarak; çocuklarımızı, yurtdışında (türkiye de lise denkliği olan) online bir programa kayıt ettirip, lise diplomalarını bu program aracılığıyla almalarını destekleyebiliriz. eğer denkliği sağlayabilirsek, bu, belki de izleyebileceğimiz en mantıklı yol gibi geliyor. fakat, bu durumda da yine, alternatif eğitim üzerine uzmanlaşmış, daha esnek bir program bulmamız gerekecektir. (ben oak meadow waldorf lisesini (online) araştırıyorum, ama denklik konusunu henüz bilmiyorum)

son seçeneğimiz ise; çocuklarımızın lise “son” sınıfı yurtdışında bitirmeleri olabilir. fakat bu seçenek bizi, hem maddi hem de manevi açıdan oldukça zorlayacaktır. yine de lise son sınıfa kadar okulsuzluğa devam edebileceksek bizim için zor da olsa bir çıkış yolu olarak denenebilir. fakat türkiye de ev eğitimi henüz resmi olmadığı için; liseye kayıt sırasında, aradaki boşluğu nasıl dolduracağımız, eğer talep edilirse transkriptleri nasıl bulacağımız da belirsizlikler arasında. bu durumda, formal bir ev eğitimine devam ettiğimizi göstermenin yollarını bulmak zorunda kalabiliriz.

görünen o ki, ilk aşama olan “lise diploması” alabilmek için bile aşılması gereken bir çok zorluklar var, ama seçeneklerimiz de yok değil. açıkçası her ailenin kendi şartlarına göre alternatifleri araştırırak, türkiye deki eğitim kanunlarını iyi çalışarak, mutlaka bir çıkış yolu bulabileceğini düşünüyorum.

peki sonrasında üniversite eğitimi nasıl olacak?

hepimiz biliyoruz ki, bundan 20-30 sene önce, üniversite mezunu olmak bir çok genç için bir ayrıcalıktı. fakat günümüz koşullarında üniversite eğitimi, gençleri çoğu zaman bir kağıt parçasına endeksleyip, iş ve meslek sahibi olma konusunda, hayali bir tatmin duygusu sağlamaktan öteye geçemiyor. çoğu genç, mezuniyetten sonra yıllarca iş bulamama yada bulduğu işte de mutlu olamama gibi sorunlar yaşıyor. üstelik üniversitelerde verilen eğitimin kalitesi, tartışmaya oldukça açık bir konu. dünyanın bir çok yerinde üniversitelerin, yani dört yıllık fakültelerle sürekli mezun üreten fabrikaların, araştıran, sorgulayan, yeni bilgi ve bakış açıları geliştirebilen gençler yetiştirmesi çoğu zaman mümkün olmuyor.

doktora eğitimim sırasında, yaklaşık 6 sene boyunca, amerika daki iyi devlet üniversitelerinden birinde araştırma görevlisi olarak çalışmış ve araştırmalarım sırasında farklı bölümlerde derslere girerek, üniversite öğrencilerini yakından gözlemleme fırsatı bulmuştum. bu gözlemlerin sonucuna dayanarak şunu çok rahatlıkla söyleyebilirim ki; amerika ‘da üniversite eğitimi, yine bir “sürü” eğitiminden farksız. öğrenciler büyük amfilerin içinde, çoğu zaman ellerinde cep telefonuyla oyalanarak veya uyuklayarak dersi geçiriyorlar, çok az bir kısmı ise ön sıralarda oturarak not almaya çalışıyor. yine sınavlar, ve testlerle, sistem aynı şekilde devam ediyor. bu yüzden, türkiye’de ki herhangi bir işletme fakültesinin amfisine oturup, sadece profesörü dinleyip not alan bir öğrencinin aldığı eğitim ile, amerika da prestijli bir üniversitenin amfisinde oturup yine aynı yöntemle ders dinleyen bir öğrencinin aldığı eğitim arasında pek bir fark olacağını zannetmiyorum. maalesef dünyanın bir çok ülkesinde üniversite eğitimi, bilgiyi tek yönlü olarak büyük topluluklara aktarmak ve bu tarz bir eğitim üzerinden mezun vermek üzerine kurulduğu için, benim üniversite eğitiminden beklentilerim de oldukça düşük.

kendi üniversite eğitimimdeki deneyimlerim de, yukarıda anlattıklarımdan pek farklı değildi. derslere girmemin tek amacı, profesörün dağıttığı çalışma kağıtlarını almak ve tahtaya yazılanları defterime kopyalamaktı. içe dönük bir kişiliğim olduğu için, kalabalık bir ortamda derse konstantre olup dersi derste öğrenemiyordum. daha sonra evde oturup konuyu tek başıma anlamaya çalışıyor ve sınavlarımda da çoğu zaman başarılı oluyordum. hatta dört seneyi, bu şekilde çalışarak, bölümümden dereceyle mezun olarak bitirdim. fakat, şimdi geriye dönüp baktığım zaman o dört senenin bana ne kattığı konusunda, elimdeki diplomam dışında, somut bir kanıtım yok. elbette sahip olduğum diplomanın bana verdiği ayrıcalığı tartışmak yersiz olur. yine de, bir gencin hayatının dört senesini, bir kağıt parçasının ona vereceği güven duygusuna ve ayrıcalığına sahip olmak için harcaması; ve ebeveynlerin de çocuklarının hayatını bu kağıda endeksleyerek ilkokuldan başlayarak en iyi eğitimin (!) peşinden koşması, bana pek de mantıklı gelmiyor.

üstelik, lise eğitimi biter bitmez, üniversite eğitiminin hemen başlaması, çocuğumuzun sene kaybetmemesi vs. gibi daha absürd ve kalıplaşmış düşüncelerimiz de bu çarpık düzene eşlik ediyor. çoğumuz, hayatın tek amacını, lineer bir şekilde sürekli yükselerek bir sonraki adıma kavuşmaktan ibaret görüyoruz ve çocuklarımıza yine erken yaşlardan itibaren aşıladığımız duygu da bu oluyor: liseyi bitireceksin, üniversiteyi bitireceksin, belki (hatta mutlaka) yüksek lisans yapacaksın, ve meslek sahibi olup para kazanacaksın… ama gerçekler ve gerçek hayatlar böyle akıcı bir şekilde devam etmiyor. çoğu genç üniversiteden mezun olduğu zaman, sudan çıkmış balığa dönüyor. daha hayatın ne olduğunu bilmeden, hayat için savaşmaya başlıyor ve belki savaşamadan bunalıma giriyor. halbuki hayat, karşımıza çıkan adımları tek tek tamamlayarak bir hedefe varacağımız, ve sonunda “hep” veya “her koşulda” mutlu olacağımız bir mantıklar dizisinden ibaret değil. hayat karmaşık, hayat düzensiz, hayat belirsiz, hayat kesin değil… buna karşılık, içinde bulunduğumuz sistem, çocuklarımıza, “doğru” adımları takip ettikleri müddetçe herşeyin mükemmel olacağı gibi yanlış bir mesajı, sürekli bizleri uyuşturarak aşılıyor.

açıkçası, çocuklarımız için hep güzeli ve iyiyi hayal eden ebeveynler olarak, onların hayatlarını bu yanlış algı üzerine kurmalarını istemiyoruz. gerçek hayatı tanımak için çok küçük yaşlardan itibaren onlara fırsatlar verebilmek zorunda olduğumuzu düşünüyorum. bu noktada; üniversite zorunlu değil, çocuklarımız için sadece bir seçenek olabilmeli; çünkü hayatı tanımak, üniversite eğitimi balonunun içinde pek mümkün olamayacaktır; ve çocuklarımızın bunun farkında olmaları için de bir ebeveyn olarak çaba göstermek zorunda olduğumuzu hissediyorum.

günümüzde, modern teknoloji sayesinde, her an, her bilgiye ulaşabilmek mümkün. o halde bir üniversite ders kitabı üzerinden, bilginin öğrenilmesini veya ezberlenmesini tekrar tekrar sorgulamak da zorundayız. mesela çocuklarımın bir zanaat öğrenmesini ve bu işi yapabilen ender kişilerden biri olmasını; onbinlerce iktisat (veya mühendislik fakültesi veya herhangi bir fakülte…) mezunundan biri olup, bir banka memuriyeti işi için savaşmasından (ve akabinde sürekli yükselmek için çalışmasından) çok daha değerli ve anlamlı buluyorum.

belki de, bu noktada en çok ihtiyacımız olan, bize sürekli empose edilen “mükemmel hayat”ın anlamını ve bunun gerçekliğini sorgulamak olabilir. az önce de bahsettiğim gibi, çocuklarımızın hayatını , mükemmel bir eğitim almak, mükemmel bir mesleğe, işe ve kazanca sahip olmak gibi yanılgıların üzerine inşa ederken veya etmeleri için onları motive ederken, defalarca düşünmemiz gerekiyor.

elbette, biz de, zaman ilerledikçe, çocuklarımızla bu düşüncelerimizi paylaşmayı ve üniversite alternatifleri üzerine sohbetler etmeyi düşünüyoruz. fakat “şu an” için, olasılıklar üzerine hazırlanmak yerine, bugüne yatırım yapmamızın yeterli olacağını ve okulsuzluğu benimsemiş çocukların kendi hayatlarının sorumluluğunu alacağına inanıyorum.

yine bu konuda, bu sene başında okuduğum bir kitap beni hem motive etti hem de konuya değişik perspektiflerden bakış açısı geliştirmemi sağladı. kitabın ingilizce ismi (türkçe çevirisi olduğunu zannetmiyorum)Better Than College: How to Build a Successful Life Without a Four Year Değree (by Blake Boles). kitap, dört senelik üniversite eğitimini tercih etmeyerek veya yarıda bırakarak hayatlarının akışını çok daha pozitif yönde değiştirebilen gençlerin ve ünlülerin hikayelerinden kesitler sunuyor ve gençlerin üniversite eğitimi olmadan kendi hayatlarını kazanabilmeleri için stratejiler veriyor. ileride, çocuklarımızın, bu ve benzeri kitapları okuyarak farklı perspektifler kazanmaları ve üniversite dışında çeşitli seçenekleri de değerlendirebilmeleri için destekleyeceğiz.

elbette, madalyonun bir de diğer yüzü var. çocuklarımızın üniversite eğitimini tercih etmeleri ve özellikle mühendislik, matematik veya fen bilimleri gibi alanlarda kendilerini geliştirmek istemeleri de olasılıklar dahilinde. bu durumda da çocuklarımızın üniversite eğitimlerine devam edebilmelerinin bizim değil, sadece kendi gayretleriyle olabileceğine inanıyorum. böyle bir durumda büyük bir ihtimalle lise öğrenimleri sırasında dışarıdan ders desteği almaları gerekecektir (ingilizce veya türkçe). eşim mühendis, bende matematikçi olduğum için, her ikimizde kendimizi belirli konularda çocuklarımıza destek olabilecek seviyede hissediyoruz. zaten öğrenme motivasyonu olan bir çocuğun, üniversite sınavıyla ilgili alan konularını bir iki senede toparlayabileceğini düşünüyorum. ilk ve orta öğretimini, içsel motivasyonu kırılmadan tamamlamış, ne istediğinin farkında olan bir genç, sınav teknikleri üzerine de kendini geliştirerek bu sınavlarda da mutlaka başarılı olur gibi geliyor.

bu süreçte, her gencin meslek seçimi için geniş zamana sahip olması gerekliliğine de inanıyorum. gençler, çoğu zaman, aile baskısı sebebiyle , sadece sınavı kazanıp üniversiteye girebilmeyi hedefliyorlar. halbuki bu yaşlar, ilgi alanlarımızı keşfedip bütün hayatımızı tek bir mesleğe adamak için de oldukça erken yaşlar (çoğu genç için).. yine kendimden örnek verecek olursam, bütün eğitim hayatım boyunca, matematik aşkıyla yanıp tutuşan bir öğrenciydim. benim için konuları anlamak, herkesin zayıf aldığı bir sınavdan ortalamanın çok üstünde bir not almak oldukça kolaydı. ama şimdi geriye dönüp baktığım zaman matematik bölümünde okumak, belki de yaptığım en büyük yanlışlardan biriydi. halbuki ben, matematiğin günlük hayattaki uygulamalarını seviyordum. belki, endüstri mühendisliği gibi bir mühendislik dalı bana çok daha uygun olabilirdi. daha da sonraları, 30 lu yaşlarımdan sonra, bütün ilgi alanlarım yine değişmeye başladı. bence bir çoğumuz için, tek bir mesleğe sahip olup değişmeyen, gelişmeyen bir noktada kalmak çok tehlikeli olabilir. çünkü yaşam ilerliyor, insan gelişiyor, ihtiyaçlarımız, yeteneklerimiz ve ilgi alanlarımız değişiyor. yaşadığımız çağ, kendi yeni mesleklerini de yaratıyor. okulsuzluk, bu sebeplerden de, insanın kendini, bu değişime ayak uydurabilecek fırsatlarla donatabilmesine, sürekli öğrenebilmesine ve kendi iç motivasyonunu sağlayabilmesine olanak veriyor. (aşağıdaki linkte, Peter Gray (Free to Learn in yazarı) in, okula gitmemiş yetişkinlerle yaptığı araştırmasının sonuçlarını ve bu yetişkinlerin kariyer seçimleri ile ilgili düşüncelerini okuyabilirsiniz(ingilizce).)

https://www.psychologytoday.com/blog/freedom-learn/201406/survey-grown-unschoolers-ııı-pursuing-çareers

yine çocuklarımızın üniversiteyi tercih etmesi durumunda, yurtdışında üniversite olasılıklarını da değerlendirmek seçeneklerimiz arasında.   fakat, burs alamama durumunda, yurtdışındaki üniversitelerin yıllık masrafları (yaşam giderleri de dahil olmak üzere) 15-30 bin doları bulacaktır. maalesef dört çocuk için, bu fırsatı eşit olarak sağlamak bizim aile olarak içinden çıkabileceğimiz bir durum değil. amerika da üniversite eğitimine devam eden bir çok genç de, eğitimleri sırasında bankadan eğitim kredisi alıyorlar ve daha mezun olmadan yüzbinlerce dolara varabilen bir borcun altına giriyorlar. zaten böyle bir borcun altına girilmesi, kişinin bütün geleceğini ipotek altına alması anlamına da geliyor. etrafımız, mezun olduktan senelerce sonra bile, iyi bir işte çalışmasına rağmen, eğitim kredileri yüzünden belini doğrultamamış, borç deryasında yüzen insanlarla dolu. yani okyanusun bu tarafında da her şey dört dörtlük değil maalesef.

çocuklarımız için üniversite konusunda daha avantajlı bir eğitim (yine okulsuz eğitim süreci sonucunda),   büyük devlet üniversitelerinden ziyade, küçük kolejlerden tam veya yarı-burs alabilmeleri, ve hem çalışıp hem de okuyarak okul masraflarını kazabilmeleriyle mümkün görünüyor. bildiğim ve araştırdığım kadarıyla, amerika nın en iyi üniversiteleri de dahil olmak üzere (Stanford, MİT, Harvard, vs ), bir çok üniversitenin ev eğitimi alan gençler için özel kontenjanları var. bu öğrenciler, farklı bir öğrenim sürecinden geçtikleri, ve okula giden yaşıtlarına göre, daha farklı düşünebildikleri için kabul sırasında tercih ediliyorlar. fakat çocuklarımızın yurtdışında “burs kazanarak” üniversiteye kabul alabilmeleri,   yine çok yüksek test skorları ve çok zengin bir başvuru dosyasına sahip olabilmelerinden geçiyor. bence bunları da gerçekleştirebilmek kesinlikle ebeveynlerin elinde değil, tamamen çocukların motivasyonuna bağlı.

bütün bu olasılıkları değerlendirdiğimiz zaman, bazen kendi çocuklarım için Türkiye de bir üniversite eğitimi almanın daha mantıklı olabileceğini de düşünüyorum (çocuklarımızın tercihleri üniversite eğitimi alma yönünde olursa). diğer taraftan İngilizce öğrenmeyi tercih eden ve okulsuz büyümüş bir çocuğun, Türkçe bir sınavda başarılı olması, ve üstelik öncesinde denkliği olan resmi bir lise diplomasi almış olması ne kadar mümkün olabilir, şimdiden kestiremiyorum. yine de, çocuğun veya gencin üstün gayretinin ve motivasyonun; ve ailenin desteğinin önemli olduğunu düşünüyorum.

bu bölümün başında da belirttiğim gibi, belki de işin en zor kısmı olasılıklar üzerine konuşmak. evet, okulsuz çocuklar için belirsizlikler çok fazla, fakat okula giden çocuklar için de geleceğin garanti olduğunu düşünmüyorum. bana çocuklarınız üniversiteye gitmeyecekler mi?, sınava girmeyecekler mi ? peki ne iş yapacaklar? gibi sorular yöneltildiğinde, çoğu zaman cevap verme gereği duyamıyorum, çünkü cevabı henüz bende yok (belki 5-6 sene sonra?). elbette ben de karşılık olarak şu soruyu yöneltebilirim; peki siz çocuklarınızın bunları başarabilecekleri ve sevdikleri bir işe sahip olabilecekleri garantisini nasıl veriyorsunuz? (özellikle de okula giden çocukların kendilerini keşfetme konusunda ne kadar az zamanlarının olduğunu da hesaba katarsak…). elbette bunları sorma yetkisi bende değil, olmamalı da. ama hepimiz ebeveyn olarak ezbere yol almak veya tek bir doğru yol olduğunu varsaymak yerine, elimizdekileri sorgulayabilmeli ve üzerinde derinlemesine, uzun uzun düşünüp tartışabilmeliyiz.

okullu veya okulsuz; çocuklarımıza kendi ideallerimizi empose etmeyerek, zaten en önemli adımı atmış oluyoruz. ve daha da önemlisi onların kendi potansiyellerine ulaşmaları için, yollarından çekilebilmeyi de öğrenirsek, bizim için şu anda hayal etmesi zor olan “sonra” lar da bir gün mutlaka gerçekleşecektir. evet, “sonra” yi garantilemek mümkün değil ,ama sorgulayan, düşünen, farklı perspektiflerden bakmayı öğrenmiş ve duygu dünyası gelişmiş gençlerin, kendi yollarını açabileceklerine de kalpten inanıyorum.

49 Responses to okulsuzluk- 12. bölüm: ya sonrası?

  1. Merhaba,hayatta ne istediginizi ve kendinizi bilmeniz hayatinizi degistirecek radikal buyuk kararlari alip uygulama cesaretinizi takdir edererek,kendinizle ve dogayla barisik uyumlu halinizi hayranlikla izleyerek takip ediyorum.Bundan bes yil once tezhip egitimi aldigim bir yerde lise caglarinda bir kizimiz vardi,tezhip dersi alan.Aileso kendi Amerikali musluman olmus bur aile Turkiye’de yasiyorlardi.Amerika’da tercihe gore evden ogrenime izin verildiginden bahsetmisti.Kendisi Turkiye’de yasadigi halde Amerikan vatandasi oldugu icin Turkiye’de dahi bu hakki kullanabildiginden bahsetmisti.Kendisi evden egitim goruyordu.Okulsuzdu.Yanlizca sanirim sinav zamani gozetim esliginde sinav uygulanip sonuclari degerlendirilmek icin Amerika’ya gonderiliyordu.Gecerse sinifi gecmis oluyordu.Bu sekilde lise diplomasi alip mezun olabiliyordu.Kendisi son sinifti ve hedefi Bogazici Tib’ti☺Universite sinavinada yabanci statusunde girecekti sanirim.Kendine kalan zamanda cok guzel tezhip ogreniyordu.O yasta bu gayretini takdir etmistim.Kendisi kapaliydi.6kardeslerdi sanirim.Muspet bir aileydi.Babasi eve market urunu sokmuyordu Izmirden herhafta kargoyla organik sebze alisverisi yapiyorlar,bu sekilde yediklerine ictiklerine dikkat ediyorlardi.Hayatlari uygulasmasi zor gelmisti.Istedikden sonra zorluk yok aslinda.Neyse ben Turkiye’ye yerlesme planlarinizda cocukla icin diploma adina bir alternatif olabilir diye dusunmustum.Belki aradtirirsiniz.Eger Amerika dogumlu,vatandaslik haklari varsa faydalanabilirler diye dusundum.Arastirmak gerek.Ailenize katilicak yeni uye icin hayirli olsun.Saglik,sihat,afiyetle elinize alin bebeginizi insallah☺

    • sevgili Esra, cok tesekkur ederim guzel dualarin ve paylasimin icin. bizim durumumuz sanki biraz daha farkli, cocuklar ayni zamanda Turk vatandasi, yani TR deki egitim kanunlarina da uymak zorundayiz. bizim gibi bu isi inanarak, ve emek vererek yuruten ailelerin onunde boyle engellerin olmasi uzucu elbette. eger arastirirsak, bir cikis yolu mutlaka bulunur gibi geliyor, kanunlari iyi bilmek, calismak lazim. lakin bunlar uzerinde dusunmek zorunda olmak bile yoruyor, cunku gercekten inanmadigim bir sistem, ve neresinden tutsak elimizde kaliyor :(

  2. Bir cikis yolu bulursaniz bizide haberdar edin.Ben ve esimin de gundemindeydi bu konu.Daha kucuk kizimiz yokken seneler once konusurduk.Duygularimiz ayni paralelde.Bu egitim sistemine inanmadigimizi konusur, okula gondermesek mi derdik.Esim muhendis.Ogrenebilecegi herseyi ben ogretirim derdi.Ancak esim sirf su hayatta bazi insanlarin sesini kesmek icin neyazikki diploma gerekliliginden bahsederdi.Bizim icin yalnizca bir formalite kesinlikle diploma.Hatta marongozluk vs. gibi ustalik islerini, isini iyi yaptiktan sonra daha cok onemserdik.Cunku neyazikki artik boyle mesleklerin ehli kalmadi.Bende sanat egitimi alms tasarim bolumu mezunuyum.Ancak mezun olduktan sonra fikir dunyam cok degisti.Moda,tasarim vs. gibi seylerin surekli goruntu ve maddeyle ugrasmanin beni kendimden uzaklastirdigina inanmaya basladim.Maneviyat ve okuma,yazma daha derinligi olan isler,doga ruhuma daha cok hitabetmeye basladi.Sehrin kosturmacasindann uzak durmaya calisiyorum.Dolayisiyla meslegimi hic yapmadim.Ancak kizimin dogumuyla birlikte acikran ikinci uni. okumaya karar verdim sevdigim ikinci dalda sosyoloji okuyorum.Bende okulda cok gerilirdim ozellikle sayisalim kotuydu.Ancak aciktan evden okurken kendim calisirken,bolum dersleri mantik ve ve istatistik derslerini kavradigimi farkettim.Kendim evde rahat oldugum,kendimle oldugum icin daha rahat calisiyor ve anliyorum.Kendime gore yontem belirliyorum.Bence bir insanin nasil ogrenicegini kendi belirlemesi gibisi yok.Sifir stres.Lise hayatimda aciktan okumus olsam,bu sekilde kendim nasil ogrenicegimi belirlems olsaydim cok daha basarili olabilecigimi biliyorum.Ne yazikki sistem ilkokuldan universiteye kadar o anda ogrenip sonra unutacagimiz gereksiz bir yigin ders ve bilgiyle dolu.Bir cogu cop.Akademik cok gereksiz yigin bilgiler var.Bunlarin yerine herzaman ise yariycak temel ders ve bilgiler olsa kendimizi gelistirmeye tesfik efici ortam ve zaman olsa sanat ,hobi vs.Yada en onemlisi kendimize ogretme imkani verilse keske…

    • ne guzel ozetlemissiniz aslinda. bir cok konuda hemfikirim sizinle ( tasarim konusu haric :) moda/kiyafet tasarimi degil belki ama genel tasarim konusunda daha yetenekli olmak isterdim) diger taraftan dunyanin bir cok yerinde el sanatlari tekrar deger kazanmaya basliyor. yavaslayan yasamlarimizla, el ile uretmek mutluluk da veriyor . ben acikcasi butun alisverislerimde el urunlerini tercih ediyorum. marangozluk, tahta oymaciligi hem erkek hem de kizlar icin cok guzel meslekler. neden olmasin? isini iyi yapan, severek yapan, ve buyuk kazanimlarimin pesinde kosmayan herkes tercih edebilir. benim de bu yonde kendimi gelistirme hayallerim var, bir gun belki :)

  3. Bahsettiginiz tasarim sanat boyutuna giriyor.Sanati hic birakmadim diyebiliriz.Islam sanatlarina yoneldim,hat ve tezhip egitimi aldim ancak bazi sebeplerden oturu yarim kaldi.Osmanlicada ogrendim o arada gecen iki senede organizasyon ve hediyelik esya,kokulu tas ve sabun tasarimi vs. Seyler tasarliyor yapiyordum.Ama neyazikki Turkiyede sanata,el emegine deger cok az.Kizimin ailemin vaktinden kisarak yaptigim bu islerin karsiligi degerini bulamayinca biraktim.Belki hediye hobi olarak yaparim vaktim olursa.Neyazikki hediye olarak dahi kiymet verip deger vericek insanlara vermeli.Oda herzaman bulunmuyor.Tasarim boyutu endustriyellesince en azindan moda icin konusayip metalasiyor.Ve o okuldaki ozgur,fikirlerin ozgurlugu,uctugunuz ortam meslek hayatinda cogu yerde yok.Koca bir hayal kirikligi ortam.Soylenicek cok sey var bu konuda.Bende el emegine cok onem veriyorum.Kece,ahsap vs.vazgecilmezlerim.Kiyafet hala diktiririm.Dikisi sevemiyorum neyazikki?Ah sevsem super olucak?Herkes bu isi yap dediler.Kendine ait biryer hem cok maddi imkan,yuk ve yorgunluk.Ayrica bu isi okadar cok yapan var ki sogudum.Acikcasi modanin kendisinden sogudum.Fikir dunyam degisirken,bakis acim bu konudada degisti.Insallah sanat hep hayatimin bir kosesinde olur diyorumm.Ama evlilik ve cocuklardan sonra sorumluluk vs. zor gorunuyor.Ama hayatta vazgecemedigim ve terkedemedigim tek sey okumak ve ogrenme arzusu.Insallah hep devam eder?

    • ne güzel sanatla bu kadar içiçe olmak. hepimizin hayatında olmalı sanat,tabulaştırılmamalı. ruhumuzun derinliklerindekini dışa vurmanın en güzel yolu bence. bir meslek olarak yapılması gerekmiyor veya maddi bir kazanca dönüşmesi de şart değil. insan bir bütün, hem zihnimizle, hem duygularımızla, hem de ellerimizle üreterek bir denge sağlamak zorundayız; bir tarafa fazla verince o denge bozuluyor sanki. ben de ellerimle üretmenin keyfine vardığımdan beri sürekli öğrenmek istiyorum, canak çömlek yapmak, doğal boyalarla kumaş boyamak, baskı yapmak… hiç bitmiyor öğrenmek istediklerim. bu inanılmaz güzel bir duygu, kalplerimizin öğrenme hevesiyle pıt pıt atması, merak duygumuzun bize bahşedilmiş bir hediye olduğunu farketmek. insan kendini keşfettikçe, ne güzel kapılar açılıyor, değil mi? çok çok sevgiler…

  4. Esra hanim ve siz ne kadar guzel seylerden bahsetmissiniz. evet rahatlamak ve iyi hissetmek icin birseyler yapmak gerektigine cok gec farkettim. yapiyorsan sonucunda birsey elde etmelisin yalani oyle islemis ki icime. ama malesef insanlardan disardan bakinca neden ugrasiyorsun ki bu kadar vaktine yazik deyip hemen hevesini kirabiliyorlar. oysaki ben bunu kendim icin yapmak istiyorum, ureterek mutlu olmaya calisiyorum. en ucuz terapi :)
    ah ah o kadar gelgitler yasiyorum ki acaba bu okulsuzlugu dusunsem mi sonra yapma zeynep ne ugrasacaksin daha onemli seyler var diyorum. bir muddet bu surecek gibi

    • bunlari degistirecek olan bizleriz belki, urettikce cogalacagiz. buna inancim tam. etraf neler soylemiyor ki, her seyin haziri var nasilsa. hatta ogrenmenin bile fabrikasi var, A kapisindan sokuyoruz, Z den her seyi bilerek cikiyoruz, acikcasi simdi geriye donup baktigimda oyle hissediyorum.

      inaniyorum ki hayat ilmek ilmek dokunuyor, ve bazen dokurken ellerimiz kaniyor, buna deger mi yahu diyorsun. ama biliyorum ki o ilmek ilmek dokunan hayatlar daha bir farkli isildiyor. diger taraftan tek bir yol yok ki kendi icimizdekini kesfetmek icin. bahsettigim gibi, okulsuzlukta tek ve en ideal cozum degil. farkindalik onemli, farkinda olarak yasamak…size bu farkindaligi her ne kazandiriyorsa o da sizin hikayeniz olacak, yine emekle dokunacak eminim. farketmek ve urettiklerimizle mutlu olmak. hepsi bu aslinda.

  5. Husna hanim hayirli aksamlar. Instagramdan sizi uzun sureden beri severek takips ediyordum. Son iki haftadir bu blogunuzu kesfettim. Iyiki girmisim ve yazilarini okumusum. Inan soyleyecek soz bulamiyorum. Sizin yazilarinizi okudukca hayata olan bakisim guzellesiyor. Sizin yazilarini okuyunca sanki bir hayal sanki bir ruya ama gercekte boyle hayatlarin var oldugunu gordukce daha bir mutlu oluyorum.ne cok gereksiz yere uzulmusum, otomatik pilot gibi yasamisim. Ne cok gereksiz ve de sorgusuz sualsiz yasamizim inanamiyorum. Sizin yazilariniz bir ayna oldu bana. Allah sizden razi olsun. Ne guzel bir teslimiyet, ne guzel bir dusunceniz ve nekadar dogal ve bir okadar da akilli ve guclu bir kisiliginiz var. Diyecek bir kelime dahi bulamiyorum. Size olan hayranligim, her gecen zaman artiyor. Ne guzel bir vesilesiniz hayatimda, rabbime sukurler olsun. Rabbim ne kadar guzel bir farkindalik ve sorgulama yetenegi vermis ❤❤❤ dilerim omrunuz boyunca bu bilinc ile devam edersiniz yolunuza. Basarilarinizin devamimini cani gonulden diliyorum. Rabbim isteyen herkese boyle guzel dusunebilenlerden eylesin. Sizi tanidigim her gune sukurler olsun. Bana enerji ve olumlu dusunebilmeyi guzel yazilarinizla kendimi motive edebildigim icin cok tesekkur ederim. Bebeginizi hayirlisiyla kucagina almayi ve en dogal ve en guzel sekilde yetistirebilmeyi rabbim nasip etsin size insaAllah. Ben suanda 39 haftalik hamileyim bende dogal bir dogumu cok istiyorum kendi evimde. InsaAllah nasip olur bana. Kendinize iyi bakin. Arada bebeginiz ile ilgili guzel paylasimlariniz olursa cookk mutlu olurum. Bende ilk 3 ay dikkat edecegim sut urunleriyle. Gaz yapacagini hic bilmezdim. Sayenizde ne guzel seyler ogreniyorum saolasiniz varolasiniz

    • sevgili Suzan, size ictenlikle sunu soyleyebilirim ki hepimiz icimizde olani kesfediyoruz. ben yazilarimla belki biraz daha hizli kesfetmenize vesile olmus olabilirim, hepsi bu, inanin daha fazlasi olamaz. yine de bu kadar guzel dualar alinca cok cok mutlu oluyorum. yazmanin en keyifli yani ortak duygularda bulusabilmekmis, siz de bana bunu yasattiginiz icin kalpten tesekkur ederim.

      oncelikle yavrunuza saglikla kavusmanizi dilerim. eger ilk bebeginizse, bir iki noktayi hatirlatayim nacizane. dogumdaki agrilarin sebebi, bebeginizin dogum kanalina dogru ilerlemesini kolaylastirmaktir. eger her agriyla, kendinizi sikmaz ve rahatlatirsaniz, bebeginizin dogum kanalina girebilmesi icin ona yardim etmis oluyorsunuz. agrilar iyice siddetlendigi ve artik dayanamiyorum dediginiz an, bebeginize kavusmaniza cok az kaldigi an’dir. o agrilara dayanma gucu ve metaneti size gelecek, buna kalpten inanin, olur mu?…Allah size ve bebeginize aynen hayalinizdeki gibi, en guzel dogumu nasip etsin.

  6. Öncelikle bu güzel yazı serisi için çok teşekkürler. Sadece okulsuz eğitim için değil hayata dair de birçokgüzel bilgi edindim. Bu yazıda olasılıklar hakkında bahsederken içimden geçen şu oldu. Bence kendi kendine öğrenmeyi öğrenmiş çocuklarınız, hayatlarına dair ne istediklerini de kendileri karar verecek/araştıracak/seçecek /burs almak isterse gereğini yapacak.. Sanıyorum lise başlangıcından itibaren bu yönde fikirleri oluşmaya başlayacak ve siz hiç yorulmayacaksınız. Bunları neye dayanarak söylüyorum derseniz, ben de kişisel öğrenme metotları konusuna kafa yormuş, etrafımdaki öğrencileri gözlemlemiş (11 yıl üniv asistanlığı yaptım ben de matematiksel fizikçiyim), birebir çalıştığım öğrencilerde denemiştim vs. Sonuçta kendi kendine nasıl öğreneceğini keşfetmiş çocuklar daha farklı oluyorlar.

    Yazılarınızda bahsi geçmedi belki de orada yoktur ama kızımı kayıt ettirdiğimiz dalton plan okulunda en sevdiğim şey buydu. Çocukların ilgi alanlarındaki konuları kendi kendine nasıl öğreneceklerini ve sorumluluklarını bir plan dahilinde yapmasını öğretmek. Henüz çok başındayız şimdilik iyi gidiyor ve umarım böyle devam eder. Bu arada Amsterdam’da yaşadığımızı da belirteyim. Sevgiler

    • sevgili GeCe, inanin cogu zaman sizin gibi dusunuyorum. ama bunlari sizden duymak da bana cok iyi geldi, sagolun bu mesaji yazdiginiz icin.

      dalton plan okulunu hic duymadim, bizim buralarda olabilir, belki cok yaygin degil. arastiracagim. sanirim avrupa da alternatif egitim secenekleri buraya gore cok daha fazla. mesela reggio emillia da burada pek uygulanmiyor.

      ben de Amsterdam a sevgilerimi yolluyorum.

  7. Tekrar Merhaba
    Tek çocukla ilgili bir sorum olacak. Instagramda da bu konuda cok soru geldiğini gördüm. Ara ara bu konudan bahsettiğinizi hatırlıyorum ama o kısımları tekrar bulamadım. Genelde etrafımda gördüğüm anneler 4 yaştan itibaren çocuklarının evde sıkıldığından (tek çocuk oldukları için), bu yuzdensürekli anneleriyle oynamak istediklerinden, bu durumun da anneyi bunalttığından bahsediyorlar.Bu nedenle de okulu çare olarak görüyorlar. Sizin bu konudaki fikirlerinizi çok merak ediyorum. Böyle bir durumda ne yapılabilir. 13. de bu konuya değinecekseniz onu bekleyeyim, sizi hiç yormayayım. Teşekkürler. Tüm işlerinizde kolaylık duasıyla…

    • sevgili Asena, ben bu soruya cevap vermistim, okulsuzluk yazi dizisindeki yorumlarda olmali, bilemedim hangisi, yakin zamandi sanki.

      bence bu noktaya geldigimizde bir analiz yapmamiz gerekiyor. 4 yasindaki bir cocuktan ne bekliyoruz, ve siz anne olarak 4 yasindaki cocugunuza ne vermek istiyorsunuz? bunaltmak kelimesi ne anlama geliyor mesela? yeri geliyor, is yapmaktan da, calismaktan da bunaliyoruz. eminim cocuklarimizda bizim vidi vidimizdan, surekli onlarin ustunde olmamizdan bunaliyorlar. bu yastaki cocugun arkadasa da ihtiyaci var, cunku paralel oyundan, paylasarak oynamaya gectikleri bir donem. ama butun gununu arkadaslariyla gecirsin, baslarinda da onlari takip eden , her hareketlerini yonlendiren bir yetiskin olsun diyorsaniz ( ki diyebilirsiniz de) o zaman okul sizin icin ideal bir cozum olabilir, neden olmasin? ama ben cocugumla birlikte olmak, hayati paylasmak istiyorum diyorsaniz, o zaman evde beraber nasil vakit gecirebiliriz, evin ortamini nasil guvenli ve cocuk dostu bir hale getirebiliriz vs gibi konular uzerinde calismak zorundayiz. eyvah bunaldim biraz kacayim derseniz, 4 yasinda olamayacak bu. beklentileri dusurmekte fayda var. elbette babalara da cok is dusuyor, haftasonu cocugu alip disarida butun bir gun gecirip, anneye ( veya roller tam tersi de olabilir) bugunu de sen kendine ayir diyemiyorsa, yani baba cocuguyla hayati paylasmaya gonullu degilse ( cok yogunum, cok yorgunum, cok mesgulum, basimi dinliycem diyorsa) ortada bir tuhaflik var.

      hafta icinde sadece serbest oyuna odakli 2-3 saatlik bir oyun grubu bulabilirseniz o da guzel bir alternatif olabilir. veya universite ogrencisi ( erken cocuk egitiminde okuyan) bir abla bulup haftada iki gun, 4-5 saat ona teslim edebilirsiniz. komsu cocuklar varsa, calin kapilarini eve davet edin. demek istedigim, beklentilerinize ve onceliklerinize gore kendinize nefes alabilecek alanlar yaratabilirsiniz ( eger cok bunaliyorsaniz)…

      yine belirteyim, tek cocuklu bir anne degilim, pedagog degilim, erken cocuk egitimcisi degilim. sadece sunu iddia ediyorum, yavrularimizin ihtiyaclarini, anne-baba olarak bizim de tespit edebilme yetimiz var ( gozlem yoluyla). biraz kendimize kredi verelim, her konuda da uzman fikrine ihtiyacimiz yok, umarim anlatabiliyorum…

  8. Merhaba,
    Dizinin nihayete ermis oldugunu soylediniz, sanirim IG’da.
    Ben de soru sormak icin son bolumu bekliyordum. Tum diziyi okudum, yorumlari da…oncelikle cok iyi bir is cikardiginizi soylemek istiyorum. Pek cok kisiye ilham verdiniz. Misal, israrla okula gitmek istemeyen 6 yasindaki kizimla okulsuzlugu deneyecegiz bu yil..
    Okulsuzlugun kisiden kisiye degisecegini, herkesin tecrubesinin farkli olacagini soylediniz. Ancak ben yine de kafamda hayal kurarken sekillendirmeye belki de bu sekilde anlamaya calisiyorum. Anlamadigim bir nokta var, cocuklarin ogrenme gudusunu nasil harekete geciriyorsunuz?? Yani bir konuda merak uyanmasi icin bir seyin tetiklemesi gerekir.. Bende oyle olur.. Bir sekilde tetiklendikten sonra o konuyu arastirip ogrenmeye calisirim. Su anda cocuklariniz kendi ic saikleriyle bir konuya ilgi duyup kendi yontemleriyle ogrenmeye calisiyorlar. Ancak baslangicta nasildi??
    Burada , Ankarada demoktatik egitim veren bir okulum tanisma toplantisina gitmistim. Orada mufredat izlemediklerini, cocuklarin ilgilerine gore taleplerine gore hareket ettiklerini ancak cok zorlandiklari icin artik temalar uzerinden yani bir nevi mufredatla egitime devam edecekleri i soylediler. Bu da bana gore cocuklarin zamanini ogrenmesini sekillendirme anlamina geliyor.
    Siz cocuklarin ogrenme sureclerine katkida buluniyor musunuz? Mesela kara delikleri soran cocugunuza bir kitap mi oneriyorsunuz? Bir belgesel mi izletiyorsunuz? Ya da etkinlikler mi hazirliyorsunuz??
    Umarim yeterince acik ifade edebilmisimdir ???

    • Yazi dizisinin bir cok yerinde ogrenmelerine destek olmak derken, tam da bahsettiginiz gibi yontemler izliyoruz. Diger taraftan, en cok takildigimiz nokta, cocuk soru sorarken, nasil bir cevap bekliyor, ne kadar ogrenmek istiyor, gercekten sordugunu mu merak ediyor, iste bunu tam kestiremiyoruz. Mesela cocuk kara delikleri sorarken gercekten butun ayrintilarini mi merak ediyor, yoksa bir yerde duydu ve sadece anlik bir merakimi gidermek istiyor. O yuzden ilk etapta cok dikkatli olup cocugu bunaltmamakta ve yasinin uzerindeki bilgileri aktarmamakta fayda var ( ozellikle ilkokuldan once). ben cogu zaman ilgilendikleri konularla ilgili bir iki kitap bulup saga sola birakiyorum, gozlem yapiyorum, ilgileri var mi yok mu takip ediyorum… Bazen cocuklar konunun icine o kadar giriyorlar ki, ilgileri olupta bize yansitmamalari mumkun degil.sonraki etapta, tartisma, birlikte arastirma, konunun uzmani bir arkadasla fikir alisverisi yapmak, hepsi yapilabilir. cocugun dunyasini zenginlestirmek ve meraklarini uyandiran konulari kesfetmek bence okulsuzlukta cok daha mumkun. cunku cocuk gozlemlerini dogal bir ortamda yapiyor ve gercek hayatin tam ortasinda…

      Yine bunlari sorgularken, okul mantalitemiz de bizi etkiliyor. Cocuk sadece akademik bilgiyi ogrenmeyecek, biz ogrenme deyince nedense buraya odaklaniyoruz. Halbuki yasam becerilerini, problemlere cozum bulmayi ( ozellikle kendi cevresinde gozlemledigi problemler uzerinde calismayi), sosyal iliskileri de ogrenecek, yani akademik bilgiyi bu butunden ayirmamak lazim, ozellikle ilk ve ortaokul caglarinda. Keske cocuklari biraz daha buyuk ailelerde bu paylasimlarimiza katilsa ve kendi perspektiflerini anlatsalar. En buyuk kizim henuz 11 yasinda ve onumuzdeki yillarda bu surec nasil ilerleyecek, henuz bende kestiremiyorum.

  9. Merhaba Sevgili Husra,
    TR’de okulsuzlugun gelecegi icin sizin bir oneriniz benim aklimin bir kosesinde duruyor. Bu konuda biraraya gelmek ve birlikte hareket etmenin onemi. Okulsuz Toplum kitabinda Ivan Illich soyle diyor “devlet kimseyi otoyollari kullanmaya zorlamiyor ancak okula gitmeyi zorunlu tutuyor.” Toplumda boyle bir egilim ve talep olursa bunun yasal zeminde de vatandaslara bir secenek olarak sunulmasi gerektigi dusuncesinde ve temennisindeyim.
    Bir de sizden bir istegim var ben de bebek ve cocuk buyutmeyle ilgili ya da evde uretmek,dogal yasam becerileri gibi bazi temel konulardaki somut deneyimlerinizi bizimle paylasirsaniz cok faydali olacagini dusunuyorum. Mesela tuvalet iletisimi yapmamis olanlar icin tuvalet egitimi desem cok sey istemis olur muyum? ?
    Sevgiler

    • sevgili Duygu, bu yasal zeminin zaman icinde olusacagina ben de inaniyorum. elbette butun cocuklar egitim hakkina sahip olabilmeli, ama alternatiflerin olmamasi, butun egitimin devlet eliyle verilmek istenmesi, cocuklarinizi 6 yasinda okula teslim edeceksiniz gibi zorunluluklar, egitim sistemimizin çökmüş yüzünü daha bir gözler onune seriyor.

      13. bölümden sonra, biraz daha eski formata döneceğim. bilen, anlatan, aktaran konumunda değil; yaşayan ve hep öğrenmek için çabalayan konumunda olmak; ve bloguma da bunun yansıması beni daha çok mutlu ediyor. sorulara elbette cevap vermeye çalışıyorum, cevap vermeye devam edeceğim. ama bahsettiğiniz konularla ilgili başlıkların açılmama ihtimali yüksek.

      tuvalet iletişimine herhangi bir yaşta başlayabilirsiniz. biz hepsiyle 6. ayda başladık, ama 12 aylık veya , 24 aylık da başlayabilirsiniz. fakat her çocuğun hazır olma yaşı ve öğrenme süreci farklı olabilir. bir de bizim çocukların hepsi pamuklu bez kullandılar, almila da bennu da 12 aylıktan sonra bez kullandı. bera 5-6 ay seyahatlerimiz dışında sadece bez kullandı. hazır bez yerine pamuklu bez kullanmanın hisleri öğrenmek için faydası oluyor. bir de kaka iletişimini sağlamak bez yıkayan aileler için can kurtarıcı oluyor.

      tuvalet eğitiminin iki yöntemi var, birincisi anne-baba hazır olduğunda, çocuğunuzu her iki saatte bir tuvalete götürmeye başlayabilirsiniz. bu süreç daha uzun sürer, anne ve baba için biraz yorucu, ama daha erken bezsiz kalabilirsiniz. Bera 1,5-2 yaşları arasında uzun seyahatlerimiz olduğu için iletişimi bırakıp hazır bez kullanmıştık. döner dönmez, kaka iletişimini düzene koyduk ( kakayı daha rahat anlıyorlar), yaz başında da kiloda geçip ( çift ağlı), 2 saatte bir çişe götürdük, 2 ay sonra bezi tamamen bırakmıştı ve kendisi söylüyordu. ama başladığımızda kesinlikle hazır değiildi, çişini tutmayı bilmiyordu, anlamıyordu, yavaş yavaş öğrendi. hatta son iki aydır gece çişini de söylüyor, belki ayda bir defa gece kazamız olabiliyor ( bera su anda 31 aylık) . ikinci yöntem, çocuğunuzun hazır olduğu yaşı bekleyebilirsiniz, o zaten sinyalleri verip ben hazırım der ve bir haftada işini halleder, ama bu daha geç yaşta olabilir.

      başlangıçta da bahsettiğim gibi bu her çocuk için farklı bir süreç. mesela bennu iletişim yöntemiyle 18 aylık hem gece hem gündüz çişini söylemişti. biz bez yıkamaktan pek hoşlanmadığımız için iletişim yöntemini her zaman tercih ediyoruz. ne kadar erken, o kadar iyi.

  10. Sevgili Husra,
    Arya su an 27 aylik ve bezi (hazir bez) 25 aylikken biraktik. O zamandan beri de ne gece ne gunduz bez baglamadik.Su anda cis icin genellikle ben takip edip tuvalete goturuyorum ve cogunlukla yok deyip diretiyor bir sekilde ikna edip goturuyorum cok nadir kendisi soyluyor ve benim unuttugum zamanlarda kazalar yasiyoruz. Kakayi fark edip tuvalete goturmeyi teklif etmemize ragmen karsi cikiyor ve kisa bir sure sonra kuloduna yapiyor. ? Geceleri de ara sira kazalar oluyor ama genel anlamda pek sıkıntı yok. Aslinda ben ikinci yontemi uyguladim diyebilirim cunku baslangicta kendisinin cisini tuvalete yapmayi ve kulot giymeyi teklif etmesini bekledim.Tuvalet aliskanligi kazanmanin psikolijik,fizyolojik ve genetik boyutlari oldugunu ve ya cocuga gore farklilik gosterdigini bilmekle beraber zaman zaman nasil davranmam gerektigini sorguluyorum. Belki de baslangicta hazir bez kullanmis olmanin etkisidir.
    Okulsuzlugu yasam tarzi haline getirip bunun yaninda dogal olani uretme ve tuketmeyi benimseyebilmek icin girdigimiz bu yolda pamuklu bez orneginde oldugu gibi sizin deneyimlerinizi ogrenmek bize isik tutacaktir. Deneyimlerinizi ve fikirlerinizi onemsiyorum ve tuvalet konusundaki soruma cevap verdiginiz icin cok tesekkur ederim. Oyleyse aklima takilan baska konularda da soran taraf olup degerli zamaninizi ayirmanizi ve cevaplamanizi bekleyecegim.
    Sevgiler❤

    • sevgili Duygu, anladığım kadarıyla sizde elimine yöntemiyle halletme kararı almışsınız. o halde çok çok sabırlı olmak gerekiyor, tatlı dil, sevecenlik, hoşgörü, tuvalet eğitiminin anahtarları. bence az bir zamanınız kalmış. eğer kontrol gücü henüz yoksa veya olayı tam anlamadıysa kazalar olacaktır. çift kilot giydirebilirsiniz belki, kazalara karşı korur, ya da belki 2-3 tane pamuklu bez edinebilirsiniz, siz de biraz nefes alırsınız.

  11. Sevgili Hüsra hanım,
    Türkiye’ye dönme niyetinizden bahsettiğiniz satırları okurken, ‘neden?’ diye sormaktan kendimi alamadım. Mutlaka memleket, aile hasreti, özel nedenler vs. var. Fakat yaşam koşulları, eğitim koşulları, çocuklarınızın maruz kalabileceklerini düşününce … Keşke yapmasanız. Amerika’da uzun süre yaşamadım. Hayranı da değilim. Fakat gelecekte, Amerika ile başlayıp, farklı bir kaç ülkede yaşama hayalimiz ve planlarımız var. Türkiye’de geçirebileceğimiz zamanları da göz önünde bulundurarak, burada okulsuzluğu tercih eden annelerin neler yaptığı ve neler yaşadığını da takip etmeye çalışıyorum. Siz de takip ediyor muydunuz, emin olamadım ama eğer henüz takibe almadıysanız kesinlikle tavsiye edeceğim bir sayfa var ; facebookta ‘okulsuz eitim anneleri’. Oradaki yorumlar ve paylaşımlardan Türkiye’de işlerin nasıl gittiğine vakıf olabilirsiniz.
    Buraya yerleşmeniz durumunda, çocukları, her ne kadar çifte vatandaş olsalar da eğitim sistemine sokma gibi bir zorunluluğunuz yok. Legal olarak ilkokuldaki ilk dört sene göndermek zorundasınız. Ama o senelerde de göndermediğiniz takdirde, eğer konu komşu, ya da okul (kayıt için hiç gitmezseniz hiç bir okul bunu yapmıyor zaten) sizi şikayet etmezse, hiç kimsenin bu duruma bir müdahalesi söz konusu değil.
    (Okulsuz eğitim anneleri sayfasında okuduğum yaşanmış bir olay) Geçenlerde okulsuz eğitim yapan bir aile yurt dışında gezide iken, polis durumu kontrol etmek için eve geliyor. Evin babaannesi evde ve yaşlı teyze, onlar yurt dışına gitti diyor polise. Polis de ailenin yurt dışına yerleştiğini sandığı için şikayet dosyası kapanmış ve bir daha da gelmemişler. Buralarda işler böyle ;) :))
    Diyelim şikayet edildiniz, yıllık toplam 1500 tl para cezası ödemeniz gerekebilir. Bu ceza trafik cezası sınıfında olduğu için, aynen trafik cezası gibi ödüyorsunuz. Gerekebilir diyorum, çünkü şu ana kadar bunun bilinen bir örneğini yaşamış, para cezası ödemiş bir okulsuz aileye rastlamadım (henüz yok diye biliyorum). Ayrıca bir kaç ayda bir evinize, kapıdan bir polis uğrayarak çocukların evlilik ya da çalıştırılma gibi nedenlerle okula gönderilmemesi gibi bir durum var mı diye sorabiliyor. Eğer şikayet edilirseniz tabi.
    Eğer Amerika’daki evde eğitim sisteminizi buraya taşınmanız halinde de devam ettirme şansınız varsa, aynı şekilde devam etmeniz çok daha mantıklı geldi bana (naçizane fikrim).
    Ben, ömür boyu Türkiye’de yaşasam bile (ki yaşamayacağım inşallah), oğlum çifte vatandaş olduğu için sadece Amerika homeschooling sistemine sokarak diploma işini halletmeyi ve okulsuzluğa dünyayı gezerek devam etmeyi planlıyorum.
    Maalesef Türkiye’de eğitim sistemi (şahsi fikrim ve gözlemlerim sonucu söylüyorum) çökmüş durumda. Ayrıca ebeveyn olarak da, farzı misal İstanbul’da bir Milli Eğitim bürosuna gitmeniz, bu sakin yaşamdan sonra, sinir sahibi olmanıza yeterli olacaktır, bilginize.
    Tüm yazı dizisi için ne kadar teşekkür etsem az. Eşimle birlikte ilgiyle okuduk ve gerçekten sizden hem çok şey öğrendik hem de ilham aldık.
    Kaleminize, yüreğinize sağlık.
    Ailenizle birlikte, sağlıklı, huzurlu, mutlu bir ömür diliyorum.
    Ailenizin yeni üyesi için de şimdiden tebrik ederim. Allah sağlıkla kucağınıza almayı nasip etsin.
    Sevgiler
    Zeynep K.Ö.
    @birseyyahgeziyor (IG)

    • sevgili Zeynep, cok tesekkur ederim guzel dilekleriniz icin. TR ye donus kararimizi, son 3-4 senedir dusunuyoruz. kirsala donup organik tarim yapmak gibi bir niyetimiz var, ilk etapta da sadece kendimizi idame ettirebilecegimiz bir yasam kurabilmek istiyoruz. Amerika da her sey guzel, gorunen o, ama sisteme calismak zorundasiniz, ve burada yasam cok pahali. ustelik iliskiler cok mesafeli. ben 16 seneden sonra artik bazi konularda zorlaniyorum, insan boguluyor. herkes ayni dusunce de olamaz elbette. halbuki biz her sene 3-4 ayimizi TR de geciriyoruz, bir an once donelim, amerika yi cok ozledik gibi hic hissetmedik. tuhaflıklar, burokrası, trafik, sorumsuz insanlar, lakaytlık, iş bilmezlik, cildırma noktasına geldiğimiz anlar oluyor elbette. farkındayız. diğer taraftan, Turkiye cok guzel bir ulke, biraz da nerede yasadiginiza bagli. Istanbul veya diger buyuk sehirlere yerlesmeyi hic dusunmedik bile. elbette Turkiye de egitim sisteminin icine girmemek icin alternatiflerimizi degerlendirecegiz. okulsuzluga Turkiye de de devam etmeyi dusunuyoruz ki diplomasizligi bile pek onemsemiyorum. biz burda da sistemden kaciyoruz, daha basit, daha bakir bir hayat dilegimiz. bunu amerika da kurmak bizim icin daha zor, uzerinde cok dusunduk. onumuzdeki gunlerin neler getirecegini hic birimiz bilemeyiz elbette.

      FB daki gruba uye olmustum, gecici bir hesapla, fakat ben o yogunlugun ve yazismalarin icinde kayboluyorum, takip etmeme imkan olmuyor cogu zaman. ama bahsettiklerinizi Pinar sagolsun her firsatta anlatti, anlatiyor. uc asagi bes yukari uygulamalari biliyorum. size de cok tesekkur ederim tekrar detayli anlattiginiz icin. benim disimda da bir cok kisi yorumlari dönüp okuyor. herkesin katkida bulunmasi oldukca guzel…

  12. Her şeyin gönlünüzce olmasını diliyorum ??
    Sıkı takipçinizim ❤️ İyiki varsınız, iyiki yazıyorsunuz.
    Sevgiler ❤️❤️❤️

  13. Duygu Hanim,”Bezsiz Bebek”diye bir kitap var.Alternatif bakis acisiyla yontem onerileri var.Ben cok faydalanip, biraz da kendime gore uyarlamistim.En azindan rahatliyorsunuz.Bezi bir kere cikardin mi asla tekrar geri giydirmiyceksin yoksa ogrenmez,geri donus olur safsatalarina karsi bir ozguven ve rahatlik olusuyor.En onemlisi sizin en az stres yasiycaginiz yontem.Boylece siz rahatladiginizda cocukta rahatliyor.Rahat bir iletisim olusuyor.Her sey rayina giriyor.Ben herseyin vakti zamani olduguna inaniyorum.Ayni yurumeleri gibi.Hazir oldugu o ana kadar ne olursa olsun olmuyor sonra biranda gerceklesiyor..Kizimda basta ilk iki hafta hic baglamadim.Gelen gitti.Herhangi bir tutma,soyleme,farketme emmaresi yok.Kitapla ilgili bolumleri okudum.Tam olarak ayni olmasada kendi imkan,ruh halim ve cocugumun durumuna gore yontemimi belirledim.Yemeklerden belli bir zaman sonra oturttum.Sabah saatlerinde bir iki saat bezsiz dolastirdim.Sonravbu sureyi arttirdim.Isedikce farketmeyi ogrendi ve yavasca tutmayi.Bi ara cok sik kaciriyordu bunalinca bezliyordum gunun diger yarisinda.Ancak bezliyken dahi evde veya disarda tahmin ettigim surelerde,belirtilerde tuvalete goturmeyi ihmal etmiyirdum.Yada sorup hatirlatmayi.Disarda ev gezmesinde bezledim.Bazen parkta bahcede bezlemedim.Bunalinca bezliyor yada gunun 2-3 saatini bezsiz geciriyorduk farkindsligi olussun diye.Muhim olan bezli veya bezsiz hatirlatmak ve beze ragmen tuvalete goturmek.Bezin sadece kaza olmamasi icin,ona bilerek yapmamasi icin oldugunu anliyor bir sure sonra.Boyle boyle ben vazgecmeyi dusunurken bir ay sonunda birden soyledi ve devam etti.Vakti zamani bugunmus demekki dedim:)

    • Esra hanim ,
      O kitabi duydum ancak kitaba gerek olup olmadigindan emin olamadigim icin almadim. Dediginize ben de katiliyorum kesinlikle hic ilerleme yokmus gibi dursa da birden bir sey oluyor ve bir bakiyoruz hersey duzelmis. Ilginctir ki buraya yazdigim o gunden beri 1 kaka haric hic kaza yasamadik. Kakayi henuz soylemese de cisini daha cok soylemeye basladi. Husra hanimin cift kulot onerisi de ise yaradi diye dusunuyorum. ? Bir de birbirimize verdigimiz destek de cok iyi geliyor bana. Daha sabırlı davranabiliyorum. Mesajiniz da ayni sekilde cok iyi geldi. Cok tesekkur ederim. ?

  14. Merhabalar,
    Blogunuzu deli anne sayesinde keşfettim ve okulsuzluk konusunda bu kadar detay bilgi alabildiğim tek yer sizin yazılarınız oldu. İçime su serpildi ve ufkum genişledi biraz daha.
    Aslında ben yurtdışında yaşamıyorum. Türkiyede ikamet ediyorum. Ancak tahmin edersiniz ki, Türkiyedeki bir çok şey de olduğu gibi aslında temelinde eğitim sisteminin de çarpıklığından yılmış bir anneyim ki oğlum daha 5,5 yaşında ilkokul hazırlığa gidiyor. Buna rağmen son 3 yıla yakın bir zamandır okul – ev- veli üçgenleri beni çok yordu.
    Oğlum zor bir çocuk, bireysel olarak bir arada olduğunuzda hiçbirşey anlamazsınız ancak okulda ne oluyo ne bitiyor bilmiyorum (değiştirdiğimiz 4. Okulu bu yaşına rağmen) ancak arkadaşlarına vurması, yapılan aktiviteleri diğer çocuklara göre daha çabuk tamamlıyor ve çabuk sıkılıyor olması gibi en basit hali ile anlatabileceğim zorluklar bunlar yaşadığımız şuanda… Hal böyle olunca ve işin içine başka çocuklar girince, aileler de giriyor hali ile… Ve asıl kaos başlıyor.
    Kısacası aslında evde eğitim konusu belki bundan birkaç sene önce okuduğum bir şey olsa evet çok güzel ama çok da fantastik bir şeymiş derdim. Ancak hem oğlumun durumunu görüp hem de buradaki ve yabancı kaynaklardaki yazıları araştırdıkça çok da sıcak bakar oldum.
    Tek engelimiz halihazırda Türkiyede yaşıyor olmamız… Bunun da hukuki tarafını ayrıca araştırıyor olacağım ancak tek bildiğim, çocuğu her okula göndermediğin gün için 15 TL gibi bir ceza ödüyorsun devlete… o da yılda 3600TL ediyor… Vasat bir koleje gitse bundan daha fazla para verceğimizi düşünecek olursak eğer, geriye kalan parayı kenara koysak, lisede de yurtdışında bir liseye vermenin mümkünatı olur mu olmaz mı bunu öğrenmek istiyordum açıkçası.
    Yani Liseye kadar evde eğitim almış olsa, İngilizcesi de bu yönde yeterli olsa, Türkiyede evde eğitim gördüğünü iletmemiz yurtdışındaki liselere başlangıç için ya da en azından son yılını orada okuması için bir engel teşkil eder mi acaba ? Orda 1 yıl lise okumasından kastım da ne olur ne olmaz Türkiye’ye geldiğinde Lise dengi bir okuldan mezun olduğunu göstermek amaçlı sadece, daha sonrasında Türkiyede kalma durumu olursa diye… Daha sonra devam etmek isterse tabii ki üniversite kısmı oğlumun bileceği iş olur diye düşünüyorum. Sizin de fikrinizi almak istedim bu konuda. Sevgiler,

  15. Sevgili Irem, kusura bakmayin bloga yazi dizisi bittikten sonra donemedim. Aslinda sorunuzun cevabini ben de bilemiyorum. 13. bolumde bu konudaki kaygilarimi ve mumkun olup olamayacagini anlatmaya calismistim. Turkiye de homeschooling yasal olmadigi icin, yurtdisindaki okullar kayit sirasinda belge isterlerse bunlar nasil saglanabilir ve yeterli olur mu bilemiyorum. Ama sunu biliyorum, Amerika da bazi eyaletlerde homeschooling kanunlari oldukca esnek, bu eyaletlerin listesini yorumlarda yazmistim, siz de internetten arastirabilirsiniz. Bu eyaletler okul kayitlari sirasinda hic bir evrak istemeyebilir de. Henuz biz de o noktada olmadigimiz icin arastirma geregi duymadim ama tahminim bu yontemle mutlaka bir cikis yolu bulunabilir. Avrupa yi hic bilemiyorum. Yalniz son zamanlarda ogrendigime gore Kanada daki universiteler kabul icin lise diplomasi istemiyormus. Yani aynen sizin de dile getirdiginiz gibi, cocuklarimiza ilkokuldan baslayarak harcayacagimiz ozel okul, kolej vs ucretlerini biriktirsek yurtdisinda lise diplomasi alabilmeleri, ustelik universiteye devam edebilmeleri icin oldukca ciddi bir meblaga ulasmis oluruz, eger maddi imkanlarimiz yeterliyse. Zaten bu noktada universite mezunu olmanin kredibiliritesini de tartismaliyiz… alternatif olarak online programlar var. Eminim bu yola bas koyan aileler olarak zamani gelince bunlari da paylasip tartisacagiz. Yalniz degilsiniz…

  16. Ben birkaç şey daha sormak istiyorum size. Çocuğun kendi kendine nasıl öğreneceğini keşfetmesini sağlamak adına neler yapılabilir? Küçük yaşlardan itibaren mi başlanmalı? Mesela 1.5-2 yaş? Öyleyse bu nasıl olmalı? Bu konuda deneyimlerinizi paylaşırsanız çok sevinirim.Bu konu önereceğiniz kitaplar varsa yazabilir misiniz?
    Çok teşekkürler

    • sevgili Asena; cocuk ogrenebilecegini kesfetmiyor, icgudusel olarak biliyor bunu. siz kendi ogrenme surecinizi izleyin; ogrenmek icin, icten gelen bir merak hissi olmali, veya bilgiye ulasmanizi tetikleyen bir ihtiyac. mesela bundan 2 sene once cocuklar nasil ogrenir konusu ilgi alaniniza girmiyordu, ama simdi giriyor. ogrenmek icin kitaplar karistiyorsunuz, okuyorsunuz, buyuk bir caba gosteriyorsunuz. Neden? Cunku bu bilgiye ihtiyaciniz var. okulsuzlugun temelinde de bu dusunce var; bir insan icsel bir merak uyanmadan, ihtiyac duymadan o bilgiyi ogrenemez. ezberleyebilir, gecici sure kullanabilir; ama ogrenmenin gerceklesmesi icin hissetmesi gerekir. Ben ne kadar anlatirsam anlatayim, icinizde uyanan bir merak yoksa, ogrenemezsiniz. O yuzden yavrunuzu surekli gozlemleyin, anne ve babanin erken yaslarda en onemli gorevi cocugun duygusal ihtiyaclarini karsilamak ve gozlem yapip cocugun ic dunyasini kesfetmektir. cocuk her seyi merak eder; merakini anlayin ve kesfetmesine olanak verecek bir ev ortami hazirlayin. Kitap olarak; john holt uoneririm; mesela “how children learn” iyi bir baslangic olabilir.

      • Çok teşekkür ederim. Cevaplarınız sayesinde çok aydınlanıyorum. Biliyorum çok sordum ama son bir şey daha sormak istiyorum. Kızlarınızın kahvaltılarını kendi hazırladıklarından, küçüğün kıyafetlerini kendi kendine giydiğinden bahsediyorsunuz. Bu sorumluluğu nasıl aşıladınız? Küçük yaştan itibaren bu nasıl öğretilebilir? Ufak sorumluluklar vererek mi? Bu konuda tavsiyeleriniz neler olur?

        • elimden geldigi kadar, deneyimlerimiz ışığında cvp vermeye çalışıyorum. elbette paylaştıklarım sizin için sadece bir başlangıç noktası olabilir. inanıyorum siz de işinize yarayan bilgiyi alıp kendi araştırmalarınızı yapacaksınız.

          burada yine tekrar edeceğim, çocuğun merakını gidermesi için keşif yapmaya uygun bir ortam hazırlarsanız, ve çocuğu engellemezseniz, kendiliğinden gelişiyor sorumluluk duygusu. çocuk deneyim kazandıkça, kendine güveni artıyor ve sorumluluk almak doğal bir sonuca dönüşüyor. mesela çocuk bıçağı kullanmak istiyor; biz sürekli engeller, yok parmağını kesersin, kendine zarar verirsin dersek çocuğun merakını örselemiş oluruz. o çocuk mutfağa girmek istemeyecektir bir müddet sonra. çocuğa olmaz demek yerine deneyim kazanabileceği güvenli ortamlar oluşturabiliriz, bıçağı nasıl tutması gerektiğini gösterip, iyi kesmeyen kör bir bıçağı eline verebiliriz.bir de elma :) uğraşsın dursun yanınızda. biz engel olmadıkça; sorumluluk kazandırmak gibi bir sorunumuz da olmayacaktır. başka bir örnek daha vereyim; mesela 3 yaşındaki bir çocuk öz bakımını kendi yapmak ister. fakat yanında sürekli her işine müdahale edip, sağa sola koşturan bir ebeveynle bu iş olmaz. ebeveyn olmak sabırlı olmayı, çocuğun hızına inmeyi gerektirir. siz, yok ben bekleyemem işim var derseniz; o çorabı da, o paltoyu da giydiren de her zaman siz olacaksınız. yani denklemin sağ tarafına ne koyarsak sol tarafından o çıkacak…

  17. Yeniden merhaba,

    Yine birkac soru:

    1) Buyuk kizlariniz icin herhangi bir matematik mufredati kullaniyor musunuz? Ben okudugum bloglardan vs 7-8 tane secenek belirledim ama neye gore karar verecegimi bilemiyorum. Sizin tecrubelerinizden istifade etmek isterim.

    2) Cocuklarin arkadas edinmesi icin ozel bir girisiminiz oluyor mu? Ya da arkadas gereksinimi duyuyorlar mi diyeyim? Bu konuda bir mahrumiyet yasadiklarini dusunuyor musunuz?

    3)Yine ozellikle buyuk cocuklarin internet/bilgisayar kullanimi ne siklikta? Bazen ev egitiminde cocuklarin okula giden cocuklara gore daha bir sıklıkla bilgisayar basina gecmeleri gerekebilir diye hissediyorum, mesela arastirma yaparken ya da online bir mufredati takip ederken, ya da dil ogreniyorsa video izlerken, yazi yazarken vs.. Yaniliyor muyum?

    • Evet büyük kızım için müfredat kullanıyoruz; waldorf müfredatı, Oak Meadow ismi. Bunun dışında iki tane daha var; ikisi de yine waldorf felsefesini benimsemiş isimler, earthschooling, ve christopherous waldorf… en sıklıkla kullandığımız oak meadow. arada da khan academy i pratik yapmak için kullanıyorlar.

      2. özel bir girişimimiz olmuyor bu konuda. her gün sürekli arkadaşım olsun oynayayım gibi bir istekleri yok ama haftada bir playdate ayarlamaya çalışıyorum, özellikle küçük kızım için; artı extracurricular aktiviteler sırasında düzenli buluştukları arkadaşları var. aslında buradaki sorun arkadaşlıksız değil ortak duyguları paylaşan arkadaşlar bulabilmek. büyük kızım bütün yaz yüzme takımındaydı, arkadaşları var ama okul muhabbetlerini pek anlamıyor; sürekli başkalarını çekiştirme, dedikodu, makyaj,bilgisayar oyunları vs etrafında dönüyor dünya … açıkcası sürünün dışında çıkınca mahrum kalabiliyorsun, çünkü okuduğun kitapları konuşacağın, hayat ve duygular üzerine tartışabileceğin, oyun oynayabileceğin arkadaş bulamıyorsun. özellikle büyük yaşlarda daha çok ortaya çıkıyor bu problem. evet bu açıdan baktığımız zaman mahrumiyet var maalesef :(

      3) internetsiz bilgisayara ikisinin de ulaşımları var, word proccessor, on parmak klavye ile yazı, ve dil programları kullanılıyor. gün içinde araştırma yapmak, kütüphane ve goodreads için ipad imi paylaşıyorum elbette. küçük kızım da minyatür projeleri için youtube de tutorial izlemek istiyor, veya pinterestten fikir alıyor. nadiren sevdikleri filmlerin trailer larını, veya instagram da one minute meals, one minute crafts gibi mini videoları izliyorlar. belirli ölçülerde hepsine izin veriyoruz. ama günde toplam bir saati hatta çoğunluk yarım saati geçmiyor.

  18. Husra Hanım benim sorularım giderek çoğalıyor. Umarım sizi bıktırmam. Ben diğer soru ve cevaplardan çok yararlanıyorum, tesellim başkalarının da benim sorularımdan yararlanıyor olması.

    Tarih ve Fen Bilimleri alanlarında nasıl ilerliyor çocuklar? Tamamen kendi ilgilerine mi bırakıyorsunuz?

    Charlotte Mason yaklaşımı dikkatimi çekiyor bu aralar. Sizin bu yaklaşıma aşinalığınız var mı, varsa değerlendirmelerinizi merak ettim.

    Zamanınız genişlesin, bereketlensin inşaAllah.

    • sevgli Nur, estagfurullah. yorumlarin bir arada toplanmasi, kaybolmamasi ve herkesin faydalanmasi bence harika…

      tarih ve cografya gibi konular ilkokul sonuna kadar dogaclama ilerledi. Almila 6. sinifta mufredat istedi. basta biraz tereddutluydum ama mufredati genel kultur edinme gibi kullanmayi basardi.bu mufredat ingilizce ve sosyal bilimleri birlestiriyordu ( integrated curriculum). butun sene eski uygarliklari isledi, tarih ve cografya ic iceydi.almila nin da ozellikle mitolojiye bir onceki sene ilgisi olusmustu. bu mufredat tam oturdu, ilgisiyle cakisti. ustelik mufredattaki, mitolojiyle ilgili kitap tavsiyelerinin de hepsini okudu. bu senenin basinda ise okudugu bir kitap ( kurgu) sonrasinda, ikinci dunya savasina ilgi duymaya basladi. ben de okuma listesine o doneme ait kitaplari ekledim. ozetle su ana kadar ilgileri uzerinden devam ettik diyebilirim. bir de ellerinden dusmeyen 1-2 kitap var. mesela a street through time: a 12000 year walk through history. bir de where on earth? hikaye okur gibi okuyorlar bu bu iki kitabi…

      Charlotte Mason i arastirdim, ama fikir beyan edecek kadar hakim degilim icerigine. sadece doga ile ilgili konulari on plana cikarmasi hosuma gitmisti.

  19. Sevgili Hüsra,
    Okulsuzluk yazı dizisini ara vererek ve farklı zamanlarda tam 4 kere okudum. Bu son 4. okuyuşumda öyle bir ilham, farkındalık ve istek geldi ki içime anlatamam. Diğer okuyuşlarımda böyle olmamıştı. Belki de bilinç altım zamanla bu düşünceleri harmanladı ve bana his olarak yansıttı. O nedenle anlatmadan geçemeyeceğim. Ben Türkiye’de bir yayınevine gençlik ve çocuk kitapları yazıyorum. Orta okuldan beri hayalim yazar olmaktı. Fakat büyüdükçe bu istek ve heyecanın yerini üniversite için hiç durmadan ders çalışmak almaya başladı. Lisede sadece kompozisyon yarışmaları için yazıyordum. Üniversitede yazmayı tamamen bırakmıştım. Aile baskısı sebebiyle derslerden başka bir şey gözüm görmez olmuştu. İçimde yazma isteği de sönmüştü. Üniversitede Amerikan Kültürü ve Edebiyatı okudum. Yabancı dile yatkınlığım ve sevgim de vardı. Mezun olduktan sonra bir an önce para kazanmak endişesiyle ingilizce öğretmeni oldum. Ama öğretmenlikten zerre zevk almadım. Bana külfet gibi geliyordu ders anlatmak. Üç seneden sonra dayanamayacağımı anladığımda yazı dünyası yine hayallerimi süslemeye başladı ve yayınevinde editörlük ve metin yazarlığı yapmaya başladım. Yaptığım işi çok sevmeme rağmen içe dönük ve evcimen bir kişiliğim de olduğu için iş ortamı beni sarmadı ve işyeriyle anlaşıp home office çalışmaya, kitap yazmaya başladım. Sonra zaten Almanya’ya taşındık. Ben hala yazmaya devam ediyorum. Ama bu aralar zihnimi kurcalayan bir şey var. O da, senin sayende sorgulamaya başladığım eğitim hayatım. Eğer yeteneğim üzerinde kafa yoran ve beni bu alanda yönlendiren bir ailem olsaydı belki yazarlık noktasında çok daha iyi bir yerde olabilirdim. Ya da sadece mutlu olduğum için bu işi yapabilirdim. Eşim için de aynı şeyi düşünüyorum mesela. İkna yeteneği yüksek, creative fikirler üretebilen biri. Ama yaptığı iş mühendislik ve bu yeteneklerini çok da yansıtamadığı bir alanda. Onun da aynı mantıkla üzerine düşülseydi iyi bir lider veya aktivist veya sadece yeni icatlar ortaya koyabilen üreterek mutlu olan bir insan olabilirdi. Ama bunları şimdi fark edebildim ben, eşim de öyle. Neyse ki çocuklarım Allah’a binlerce şükürler olsun küçükler. Geç kalmış değilim inşallah. Umarım ben de senin gibi idealist bir anne olabilirim. Bu farkındalığı bize kazandırdığın için sana ne kadar teşekkür etsem ve dua etsem az…
    Sevgiyle…

    • sanırım bu anlattıkların bizim için de geçerli. böyle bir farkındalığa ulaşmak için uzun uzun düşünmek gerekiyor. sorgulamak gerekiyor. bize rahatsızlık veren bir zone’a girip, orada bu duygularla yüzleşmek gerekiyor. üstelik yüzleştikten sonra bir adım daha adım atıp değişime izin vermek gerekiyor ki bu daha da zor. belki de en zoru ne biliyor musun, yalnız kalmak. kendini ifade edememek. sen ilmek ilmek işlerken ve mücadele ederken, birisi gelip senin yıllarını verdiğin konu üzerine öyle bir yorum yapıyor ki bazen…ve gerçekten yalnızlığı hissediyorsun o noktada.

      açıkcası bu yeni aydınlanmayla birlikte işiniz hiç kolay olmayacak. çünkü bilme cesaretini göstermek, geri dönüşü olmayan bir yola girmiş olmakla eş değer :)

  20. Merhaba Husra Hanim,

    Yine teknik bir soru soracagim. Daha once de yazmistim size. Yaklasik 3 ay once Polonyanin Krakow sehrine tasindik ve homeschooling seruvenimize basladik. Bu seneyi ben daha cok Ingilizce ogrenme odakli olarak dusundum, o sekilde ilerliyoruz ama gelecege dair kaygilar rahatsiz etmiyor degil. Matematik ve sosyal bilimler konusunda birtakim planlarimiz var. Yalniz ozellikle science/fen konusunda tereddutlerim var. Siz science konularina cocuklari asina etmek icin neler yapiyorsunuz? Belli bir mufredat kullaniyor musunuz? Ozellikle ortaokul ve liseyle beraber bircok fen konusu icin laboratuar sartlari gerekebiliyor, bu acidan homeschooling eksik kalir mi? Sorularim boyle.. Aslinda birkac arkadasimla beraber uzerinde calistigimiz kapsamli ve yepyeni , ogrenmeye butuncul bakan bir mufredat calismamiz da var. Ama benim cocuklarim nispeten buyukler (12,10,6) ve biz yoldayken benim gecici de olsa cozumler bulmam lazim diye hissediyorum. Simdiden tesekkur ediyorum!

    • Sevgili Nur, öncelikle kolaylıklar diliyorum. Sorunuza cvp vermeden önce bazı bilgilere ihtiyacım var. 10 ve 12 yasındaki çocuklarınız daha önce okula gittiler mi? Onların ilgi alanlarını keşfedebileceğiniz bir süreç geçirdiniz mi? ve evde eğitime niçin karar verdiniz? ya da şöyle sorayım; “evde eğitim” sürecinizden beklentiniz nedir?

  21. Guzel sorunuz icin tesekkur ederim Husra Hanim. Asil mesele ne fen ne ingilizce, asil mesele baska yerde diyorsunuz sanirim:) Aslinda evde egitimi hicbir zaman direkt okul mufredatini evde yapacagiz gibi dusunmedim ya da oyle dusunmedigimi iddia ediyorum. Daha once hic tecrube etmedigimiz bir yola girdik ve tahmin edersiniz insanin onceki kaliplarindan kurtulmasi hic de kolay olmuyor. Aslinda homeschooling olayini sadece cocuklarin egitimini ilgilendiren bir mesele olarak degil sizin daha onceki yazilarinizda belirttiginiz gibi bir hayat tarzi olarak benimsemek istiyorum. Evde egitimi tercih etmemizin bir cok nedeni var, hepsini burda toparlayabilir miyim bilmiyorum ama aklima ilk gelenleri yazayim. Cocuklarim aslinda anaokuluna basladigindan beri okullarin/ogretmenlerin bircok yaklasimindan rahatsizlik duyuyordum. Cocuklarim sisteme cok iyi adapte olmalarina ragmen biliyordum ki sadece akademik/zihni gelisim insan olmaya yetmiyor. Turkiyede son iki yil ozel bir okulda ogretmen olarak calistim ve okullarin arka planina da sahit oldum. Tum ogretimin testlere, velilerin klasik beklentilerine yonelik olmasi, ogrencilerin kacinilmaz olarak ogrenmeyi yuk olarak goruyor olmalari, maneviyata deger veriyorum diye iddia eden okullarin dahi tamamen sekuler prensiplerle hareket etmeleri ve bircok farkli neden beni okullardan soguttu. Tam bu siralar birkac arkadasimla beraber alternatif bir egitim modeli uzerinde calismaya basladik. Hayalimiz insanin butun olarak ele alindigi, ozgun/cocugun ilgileri dogrultusunda esneyebilecek bir mufredati olan evde ya da kollektif olarak uygulanabilecek bir model. (Bu modelin ayrintilari konusunda konusmak isterseniz ozelden yazisabiliriz, cok memnun oluruz.) Bu calismalar sirasinda ozellikle bir arkadasimin ufku vesilesiyle farkettim ki klasik okullarda cocuklarim sisteme yem olup cikacaklar. Belki cok iyi diplomalari, maaslari olacak ama 9-5 hatta 8-7 calisan, kapitalist sistemin bekasina farkinda olmadan hizmet eden modern koleler olacaklar. Turkiye den tasinip uygun bir ortama kavusunca da, neden denemeyelim ki diye dusunduk. Evde egitim surecinden beklentim alisik oldugumuzun disinda bir hayat tarzi mumkun mu, buna acaba homeschooling ile bir giris yapabilir miyiz sorularina cevap bulabilmek aslinda. Bununla birlikte toplumdan farkli bir tercih yapinca insani tereddutler, yetersizlik, eksiklik hisleri cok sık yokluyor. Son birkac yildir homeschooling, unschooling konusunda okumalar yapiyorum ama piyasada o kadar fazla ve cesitli yaklasim var ki insan gercekten saskina donebiliyor. Tamamen unstructured bir unschooling yaklasimini benimseyecek cesaretim yok ve aslinda dogru da bulmuyorum ya da hazir oldugumuzu hissetmiyorum. Simdilik semi-structured bir anlayisla ilerliyoruz diyebilirim. 10 ve 12 yasindaki cocuklarimin ilgi alanlarini az-cok kestirebiliyorum ama mesela simdiye kadar fen konusunda okullarda da evde de ilgilerini ortaya cikaracak kadar uyarana maruz kaldiklarini dusunmuyorum. 6 yasindaki kizimin ilgi alanlarini ise henuz net olarak gordugumu soyleyemem. Cocuklari okumak ayri bir sanat gercekten, patternleri kesfedebilmekte cok iyi degilim sanki. Bu konuda(cocuklarin ilgi alanlarini kesfetme sureci) okumami tavsiye edeceginiz kaynaklar varsa memnun olurum. Umarim sorulariniza bir parca da olsa cevap verebilmisimdir. Beni yeniden ic yolculuga gonderdiginiz icin cok tesekkur ederim:)

    • Sevgili Nur, yanlış anlamadıysam ev eğitiminde ilk seneniz. yani çocuklarınız daha önce okula gidiyorlardı, değil mi? nacizane tavsiyem, okuldan okulsuzluğa geçiş sürecinizde çocuklarınıza bu değişimi deneyim etmeleri için biraz zaman tanımanız. çünkü bu süreçte, fen bilimleri, matematik ve sosyal bilimleri öğrenmekten ziyade öncelikli olarak merak etmeyi, merak ettiklerinin peşinden gitmeyi öğrenmeleri gerekiyor. akabinde, öğrendikleri bilgilerin kendi içlerindeki yansımalarını anlamladıracakları başka bir sürece girmeleri gerekecek…yani ”bu bilgiyi edindim ve bunun bir adım sonrası nedir?”… bir başka deyişle edindikleri bilgiyle ne yapacaklarını öğrenmeleri gerekiyor. okul ortamında çocuk bir otorite veya yetkin kişi dediğimiz öğretmen tarafından yönlendiriliyor, yani çocuklar sadece bilgiyi edinen konumunda kalıyor. şimdi çocuğu okuldan aldığımız zaman, pasif edinen bir konumdan çıkarıp aktif bir öğrenme ortamına bırakıyoruz. bu durumu kanıksamak da 1-2 ay içinde olmuyor maalesef, uzun zaman gerektiriyor. bilemiyorum böyle bir zamanı çocuklarınıza vermeye hazır mısınız? benim size tavsiyem müfredat ( öğrenilmesi gerekenler) konularındaki endişelerinizi çocuklarınıza yansıtmayın ve panik yapmayın. mümkün mertebe gözlemleyen konumuna geçerek orada bir müddet durmaya çalışın. çünkü bu süreci yaşamazsanız okulu eve taşımak zorunda kalabilirsiniz. halbuki anladığım kadarıyla bilgiye erişen değil, bilgiyi sorgulayan ve harmanlama becerisine sahip bireyler yetiştirmek istiyorsunuz. benim bu noktada tavsiyem çocuklarınızın eğer henüz değiller ise iyi bir okur yazar olmaları konusunda çaba göstermeniz olacak. okur yazar derken neyi kastediyorum, düzenli okuma alışkanlığının yanı sıra, okuduğunu anlama , ve anladıklarını başka biriyle tartışabilme ve en son olarak da bunu yazıya dökebilme becerisi diyorum … ki işin bu kısmı da oldukça yorucu ve bir o kadar önemli.

      sorunuza gelince; çocuklarımızın fen bilimleri ve sosyal bilimler alanlarındaki kazanımları için, özellikle ilkokul ve ortaokul yıllarında çevreleriyle, yani içinde bulundukları komün ve doğa ile güçlü bir iletişim içinde olmalarının (ve gözlem yoluyla bilgiyi içselleştirmelerinin) yeterli olduğunu düşünüyorum. mesela geçtiğimiz iki yıl içinde büyük kızım hiç bir teşvik ve yönlendirme olmadan astronomi ve uzay bilimleri konularında ciddi kitaplar okudu, bir çok belgesel izledi. şu anda hem benden hem de eşimden çok daha fazla bilgi sahibi. ben açıkcası bu konularda bir eksiklik veya bir uyaran ihtiyacı içinde olduğumuzu hiç düşünmedim (henüz), hele ki bilgi bombardımanı içinde olduğumuz bu çağda. okulsuzluk sürecinde çocuklarımıza fazla müdahale etmezsek, bilgiyi hissi olarak ediniyorlar ve biz çoğu zaman farkında olmuyoruz. mesela çocuk gözlem yoluyla maddenin hallerini farklı ortamlarda deneyim ediyor. fakat bu deneyimleri hemen eğitime çevirelim kaygısıyla yaklaşmıyoruz. bu bizim tavrımız tabii. çünkü kütüphanemizde hissi olarak edindiği bilgiye somut kelimelere dökecek onlarca kaynak kitap var. ve farkediyorum ki, ansiklopedi niteliğindeki temel kaynak kitaplar evimizde en çok okunanlar arasında. yani önemli olan bence uyaranlar değil. çocuklar zaten inanılmaz iyi gözlem yapabilme yetilerine sahipler. önemli olan, bu gözlemlerini somutlaştırabilecekleri kaynaklara ulaşabiliyorlar mı veya bu yöndeki taleplerini veya ihtiyaçlarını giderebilme yetisine sahipler mi? bağlantıları kurabilme becerileri var mi? biliyorum sorunuza direk yanıt veremiyorum, çok dolambaçlı oldu ama amaç tarif ettiğiniz nitelikte bireyler yetiştirmekse, bizim ebeveyn olarak bu denklemin neresinde kalacağımızı iyi belirlememiz gerekiyor.

      • Evet cocuklar bu seneye degin okula gidiyorlardi. Bazi homeschool yapan anneleri okuyunca ben öldüm bittim hissine kapiliyorum yani cok ayrintıli planlamalar vs yi gorunce, sizin olayi daha fitri ve basit sekilde sunmaniz ilham veriyor. Allah devamini nasip etsin ins. Tum tavsiyeleriniz icin yeniden cok tesekkur ederim.

        • asıl ben teşekkür ederim yolculuğunuzu paylaştığınız için. çok sevgiler… (bu arada web sayfanızı kısa da olsa inceleme fırsatı buldum. her ne kadar okulsuzluğa gönül vermiş olsam da çalışmalarınız içimi umutla doldurdu.)

  22. Yeniden Merhaba Husra, (hanimi kaldirayim mesafeler de kalksin:)) Son soruma cevabindan beri uzerimden buyuk bir yuk kalkti. Gunlerdir seninle oturup kalkiyorum, okulsuzluk yazi dizisini daha once okumustum ama hemen hepsini yeni bastan okudum, instagram postlarina yorumlar dahil olmak uzere tek tek baktim. Aslinda okulsuzluk ne demek daha yeni anlamaya basladim sanki. Bir postunda demissin ya acaba kanatlarimi cirpsam okyanus otesine faydasi dokunur mu vs diye, bu ilahi kanunun isleyisine sahit olmak muthis bir duygu. O kanat cirpis bugun bana ilham verdigi gibi eminim uzun vadede cooook seyi degistirecek. Bir postunda soyle diyorsun: “Her yeni gun ne ogreneceklerinin degil kendi ozlerinden yukselen sesi duyabilmek icin genis zamana sahip olup olamayacaklarinin kaygisini tasiyorum” Aynen bu hisleri yasiyorum gecen haftadan beri. Sanki cok hassas dengelere sahip bir kule ve ben dokunursam bozulacak, dagilacak.. Yalniz okulsuzlugun ne oldugunu anlamak icin onun ne olmadigina dair aciklamalara hala cok ihtiyacim var. Senin de vurguladigin gibi anne-babanin okul mentalitesinden kurtulmasi cok zor. Bana hicbir rehberligin olmadigi tarzda bir okulsuzluk yorumunuz var gibi gelmedi. Dogru mu anliyorum? Yani mesela oyunun surekli tesvik edilmesi, cocuklarin mumkun oldugunca bakir dogayla, kutuphanelerle bulusturulmasi, elisi malzemelerinin erisilebilir olmasi, evde televizyonun, bilgisayar oyunlarinin olmamasi, butun bunlar aslinda bir cerceve ciziyor. Bu rehberlik/cerceve nerede basliyor ve nerede bitiyor bunu kestirmekte zorlaniyorum. Soru 1)Bu benim belirttiklerime ekleyecegin baska hangi noktalar var cerceve cizen? Yeni farkettigim birseyi kaliba sokup taklid etmeye meyilli bir tarafim var biliyorum ama sizin okulsuz hayatinizin da genele teklif edilebilecek bazi temel prensipleri var ve belki bu prensipler sistematik bir sekilde cikarilsa insanlar daha guvenle bu yola cikarlar diye de hissediyorum. Soru 2) Anladigim kadariyla siz anne-baba olarak oyle yillara/yaslara gore detayli unite planlamalari, bu sene bu cocugun ne ogrenmesi lazim vs gibi yillik planlar vs yapmiyorsunuz? Sadece gunun getirdigini beraberce yasiyorsunuz diye anladim. Eski bir postunda o yas grubuna dair mufredata genel bir goz attigini ve o konulara dair kitaplari eve getirdigini/erisilebilir kildigini okudum. Buna hala devam ediyor musun ve gerekli goruyor musun? Soru 3) Bir de sunu merak ediyorum cocuklarin ne ogrenmesi gerektigine dair bir beklentin olmasa dahi evde gunluk ya da haftalik bir rutin olusturma gayretin (yatma-kalkma saati, sesli-okuma saati, spor saati, siir gunu vs) oldu mu? Rutinlerin ozellikle cocuklar icin cok onemli oldugu soyleniyor ve aslinda tecrube de ediyorum bunu. Okulsuzluk ile rutinler catisan seyler mi sence? Soru 4) Son mesajinda cocuklarin ciddi bir okur-yazar olmalarinin oneminden bahsetmistin. Cok sukur cocuklar okumayi seviyorlar. Yazma konusunda siz cocuklariniza nasil destek veriyorsunuz? Soru 5) Aklima gelen kucuk bir fikri paylasmak istiyorum ozelden, email adresini bilmiyorum ama, nasil ulasabilirim sana? Simdiden coooook tesekkur ediyorum. Hic gormedigimiz insanlara bizi Yakin Kilana sukurler olsun…

    • sevgili Nur,
      Sorulariniza tek tek cvp vermeye calisayim.

      Soru 1)Bu benim belirttiklerime ekleyecegin baska hangi noktalar var cerceve cizen? Yeni farkettigim birseyi kaliba sokup taklid etmeye meyilli bir tarafim var biliyorum ama sizin okulsuz hayatinizin da genele teklif edilebilecek bazi temel prensipleri var ve belki bu prensipler sistematik bir sekilde cikarilsa insanlar daha guvenle bu yola cikarlar diye de hissediyorum.

      aslinda bahsettiklerinizi ben bir cerceve cizmek olarak gormuyorum. burada hareket noktamiz, yaptigimiz arastirmalar sonucunda cocuklarimizi buyuturken gelisimlerine katkida bulunacagina inandigimiz konularda gosterdigimiz hassasiyetler. ve bu hassasiyetler dogrultusunda attigimiz adimlar. yani cocuklarimiz okula gidiyor olsaydi da evimizde televizyon olmayacakti, dogada uzun vakit gecirmeleri icin yine seferber olacaktik, yine kutuphaneye gidecektik veya elisi malzemelerimiz yine olacakti. buradaki anahtar cumle sizin de okulsuzluk yazilarindan bir alintiyla altini cizdiginiz gibi cocuklarin tutkularini, becerilerini, ic seslerini duyabilecekleri genis zamana sahip olmalari, kendilerini dinleyebilmeleri. yani odevler, calisilacak konular, bitirilecek projeler, mufredat vs telasi olmadan kendi yeteneklerine odaklanabilmeleri.

      Soru 2) Anladigim kadariyla siz anne-baba olarak oyle yillara/yaslara gore detayli unite planlamalari, bu sene bu cocugun ne ogrenmesi lazim vs gibi yillik planlar vs yapmiyorsunuz? Eski bir postunda o yas grubuna dair mufredata genel bir goz attigini ve o konulara dair kitaplari eve getirdigini/erisilebilir kildigini okudum. Buna hala devam ediyor musun ve gerekli goruyor musun?

      hem evet hem hayir. erken cocukluk yillarinda ve ilkokul doneminde tam olarak bunlari yaptik diyebilirim. ama buyuk kizim Almila ortaokula gectikten sonra ona mufredat olayini anlattim, bu sekilde bir sistem icinde calismayi isteyip istemedigini sordum. denemek istedi. 6. sinifta ve 7 sinifta mufredata gectik. ama nasil uyguluyoruz, onemli nokta burasi. oldukca esnek ve butuncul bir mufredat satin aldim (oak meadows waldorf curriculum), ve butun insiyatifi almila ya biraktik. o neyi ne kadar calisip anlamak istedigine kendisi karar veriyor. acikcasi 6. sinif mufredatini tek basina oturup calisti ve bitirdi. gectigimiz uc ayda da 7. sinif fen bilimleri mufredatini tamamladi, simdi tarih mufredati uzerinde calisiyor. yalniz sunu da belirteyim; almila akademik yetenegi olan bir cocuk. cok okuyor, yaziyor ve analiz ediyor. bizim anne baba olarak boyle olmasi icin bir katkida bulundugumuzu dusunmuyorum. bizim cocuklarimizdan su anda tek talebimiz, gunde 30 dk matematik, 30 dk reading, ve 30 dk yazi calismasi yapmalari. bu okulsuzluk gibi gorulmeyebilir ama bu 1,5 saat disindaki butun zamanlarda kendi insiyatifleriyle hareket ediyorlar (eve yardim etme, is guc vs haric tabii). yani kendi tutkularini ve yeteneklerini kesfetmek icin cok genis zamana sahipler. matematige onem verdigimizi daha once soylemistim. matematikte yas seviyelerine yakin bir cember icinde kalarak ilerlemelerini istiyoruz, yavas veya geriden gelmeleri cok onemli degil. yazi icin; konu bazinda onlara fikir verecek bir kac kitabimiz var. kucuk kizim bazen sadece el yazisi calisiyor, biraz spelling yapıyor. kendi kurdugu oyunlardan esinlenerek yazip resimledigi bir hikayesi var. acıkcası ne yazacagi konusunda tamamen serbest. yalniz yazmaya cok istekli olmadigi zamanlarda da o 30 dk yi gormek istiyoruz. bu, sene basinda verdigimiz bir karar. buyuk kizim ise yazmayi cok seviyor. mesela gectigimiz ay ilk kisa romanini yazdi, su anda en son bolumu uzerinde calisiyor, toplam 80 sayfa. bana inanilmaz geliyor, 12 yasindaki bir cocugun bu kararliligi. ama oyle bir cocuk, bizim cabamiz degil kesinlikle.

      Soru 3) Bir de sunu merak ediyorum cocuklarin ne ogrenmesi gerektigine dair bir beklentin olmasa dahi evde gunluk ya da haftalik bir rutin olusturma gayretin (yatma-kalkma saati, sesli-okuma saati, spor saati, siir gunu vs) oldu mu?

      Rutinin onemine inaniyorum bende. temel rutinlerimiz var bizim de, fazlasi degil.acikcasi cok farkli yaslarda cok cocuklu bir ailenin rutin olusturmasi da cok zor. temel rutinlerimiz, yeme icme, uyku saatleri vs gibi. anne baba haric butun cocuklar biyolojik saatlerine gore yatip uyaniyorlar, kucukler aksam 7, buyukler en gec 9, sabah 6-7 arasi butun herkes uyanmis oluyor. yemek saatleri vs genelde ayni. pazar gunleri 2 saat televizyon -tv yok zaten 7-8 senedir, netten film- izliyorlar. yine pazar gunleri creative art gunu yaptik, o gun herkes kendine bir proje secip uzerinde calisiyor. havalar sicak iken her gun 1-1.30 saat disarida zaman geciriyorlar. yani bu ve benzer rutinleri olusturup olusturmamak tamamen sizin insiyatifinizde. cocuklari cok bogmadiktan sonra bence her sey mumkun, rutin de olusturulabilir. diger taraftan bunlari yapacagim derken strese girip, cocuklar da uygulamadigi zaman soylenmeye basliyorsak o zaman pek mantikli olmayabiliyor. yani rutini uygulayabiliyorsak, ya da bunu uygulama disiplin ve kararliligimiz varsa harika. ama yoksa da dunyanin sonu degil, cocuklar her ortamda ogrenmeye devam ediyorlar.

      Soru 4) Son mesajinda cocuklarin ciddi bir okur-yazar olmalarinin oneminden bahsetmistin. Cok sukur cocuklar okumayi seviyorlar. Yazma konusunda siz cocuklariniza nasil destek veriyorsunuz?

      bu soruya yukarida cvp verdim. yazmanin temeli okumak. okuyan bir cocuk mutlaka yazacaktir, ve grammeri , paragraf olusturmayi da ogrenecektir. ben bu konuda bazen panige kapilabiliyorum, ama cogu zaman geri adim atiyorum. cunku cocuklari sik bogaz ettikce hep geri tepiyor. benim endiselerimi onlar da hissediyor maalesef. bu konuda yakin bir arkadasimin izlenimini aktarmak isterim size. kendisi ingilizce ogretmeni ve homeschooling yapan cocuklarla calisiyor. unschooling yapan 19 yaslarinda bir ogrencisi vardi, daha once hic formal bir yazi yazmamis (yani, bir konu basligi altinda akademik bir yazi desek daha dogru olacak). ona uzerinde calismasi icin bir konu basligi veriyor. bir hafta sonra ogrencisinin verdigi yaziyi gorunce kisa sureli bir sok gecirmis. simdiye kadar hic bir ogrencisinin bu kadar kaliteli bir yazi yazdigina sahit olmamis. hatta bu olaydan sonra kendi cocuklarina ( su anda ikisi de yetişkin) homeschooling yaparken cok baski yaptigini dusunuyordu ve bundan pismanlik duydugunu belirtmisti. bu hikaye her zaman aklima duser ve kendimi rahatlatmaya calisirim. ozetle, okuyan cocuk yazabiliyor da.

      bana yabanelma@hotmail.com dan ulasabilirsiniz.

Comments

HOŞGELDİNİZ

Toprak ve doğayla bütünleşmek, evde üretmek, çocuklarımızla okulsuzluğu öğrenmek ve yavaşlamak için çabalayan altı kişilik bir aileyiz. Ziyaret ettiğiniz için teşekkürler.