okulsuzluk- 12. bölüm: ya sonrası?

her ne kadar bu bölümü yazmak, benim için diğer bölümlere göre çok daha zor olsa da, bu yazı dizisinin içinde bu başlığın olması gerektiğine inanıyorum. biliyorum ki, okulsuzlukla ilgili endişelerin en büyük sebebi, biraz da bu sorunun cevabının belirsizliğinden kaynaklanıyor.

sonra ne olacak?… çocuklarımızı sistemin dışında bırakarak onların geleceğine istemeden de olsa ipotek mi koymuş olacağız? çocuklarımız meslek sahibi olabilecekler mi?…ekonomik özgürlüklerini nasıl kazanacaklar?… gibi sorular, sadece, okulsuzluğu bir seçenek olarak değerlendiren ailelerin değil, okulsuzluğa gönül vermiş ve bu konuda bir ilerleme göstermiş ebeveynlerin de cevap vermekte zorlandıkları soruların başında geliyor.

öncelikle şunu yinelemekte fayda görüyorum; biz, aile olarak, yaşantımızı şekillendiren adımları atarken, “yarın” ı kontrol edebilme gücümüz olmadığını da varsayıyoruz. kararlarımızı verirken bu yaşam felsefesi bize kılavuzluk ediyor. çocuklarımızın gelecek yaşantılarını, ince ayrıntılarla planlamanın da ebeveyn olarak bizim görevimiz olduğunu düşünmüyoruz. bugüne kadar, elimizden geldiği kadar, “şimdi” ye yatırım yapmak için çabaladık. bunu yaparken, çocuklarımızın akademik gelişimlerini maksimum seviyeye çıkarma gayretiyle değil; aile bağlarımızı güçlendirmek, çocuklarımızın duygusal gelişim dönemlerinde yanlarında olmak, ve onların ilgi duydukları konularda ilerlemelerine destek verebilmek amacıyla yaptık. bundan fazlası bizim de elimizden gelmiyor ve ileride de gelemeyecek.

diğer taraftan, çocuklarımızın belli bir yaştan sonra meslek edinme konusunda seçeneklerinin olabilmesi, yani bir lise diploması alabilmeleri için destek olmamız gerekiyor. şu anda yaşadığımız eyaletin kanunlarına göre, ev eğitimi yapan aileler, çocuklarının transkriptlerini hazırlayıp, resmi lise diploması verme hakkına sahipler. ikinci bir seçenek olarak; çocuklarımız, bölgemizdeki liseye son sınıfta kayıt olup, sene sonunda mezun olarak diploma alabilirler. amerika da evde eğitim yasal olduğu için, diploma almak herhangi bir sorun teşkil etmiyor.

fakat bizim için bu iki seçeneğin de mümkün olmama ihtimali var. hem bülent, hem de ben, 16 senenin sonunda, bütün geleceğimizi bu ülkeye endekslemeye hazır olmadığımızı düşünüyoruz. önümüzdeki 1-2 sene içinde Türkiye ye taşınma planlarımız var. böyle bir durumda, ister istemez yeni seçenekler de üretmek durumunda kalacağız. bu belirsizliklerin üzerine konuşmak elbette çok mantıklı değil. fakat benzer durumdaki ailelere yol gösterebilir umuduyla, bu konudaki düşüncelerimizi (lise diplomasi alabilmek için) şöyle özetleyebilirim.

ilk olarak; açık ortaokul ve açık liseyi bitirmek her zaman mümkün olabilir (okuduklarımdan anladığım kadarıyla, açık ortaokula kayıt için, halk eğitimden alınacak ikinci kademe okur yazarlık belgesi isteniyor. açık ortaokul ise, toplam 1 senede bitirilebiliyor. bir senede üç sınav dönemi varmış ve her sınav döneminde bir üst sınıfa geçilebiliyormuş. açık lise hakkında ise pek bir bilgim yok ama belki sınavlar normal liseye göre daha az yorucu olabilir). fakat bu seçeneklerin, “bizim ailemiz” için en ideal çözüm olabileceği konusunda tereddütlerimiz var. çocuklarımızın akademik İngilizce den akademik Türkçe ye adaptasyonları, en az 2-3 sene alabilir. üstelik açık liseye devam etmek, okulsuzluktan tamamen uzaklaşmak anlamına da gelecektir.

ikinci bir seçenek olarak; çocuklarımızı, yurtdışında (türkiye de lise denkliği olan) online bir programa kayıt ettirip, lise diplomalarını bu program aracılığıyla almalarını destekleyebiliriz. eğer denkliği sağlayabilirsek, bu, belki de izleyebileceğimiz en mantıklı yol gibi geliyor. fakat, bu durumda da yine, alternatif eğitim üzerine uzmanlaşmış, daha esnek bir program bulmamız gerekecektir. (ben oak meadow waldorf lisesini (online) araştırıyorum, ama denklik konusunu henüz bilmiyorum)

son seçeneğimiz ise; çocuklarımızın lise “son” sınıfı yurtdışında bitirmeleri olabilir. fakat bu seçenek bizi, hem maddi hem de manevi açıdan oldukça zorlayacaktır. yine de lise son sınıfa kadar okulsuzluğa devam edebileceksek bizim için zor da olsa bir çıkış yolu olarak denenebilir. fakat türkiye de ev eğitimi henüz resmi olmadığı için; liseye kayıt sırasında, aradaki boşluğu nasıl dolduracağımız, eğer talep edilirse transkriptleri nasıl bulacağımız da belirsizlikler arasında. bu durumda, formal bir ev eğitimine devam ettiğimizi göstermenin yollarını bulmak zorunda kalabiliriz.

görünen o ki, ilk aşama olan “lise diploması” alabilmek için bile aşılması gereken bir çok zorluklar var, ama seçeneklerimiz de yok değil. açıkçası her ailenin kendi şartlarına göre alternatifleri araştırırak, türkiye deki eğitim kanunlarını iyi çalışarak, mutlaka bir çıkış yolu bulabileceğini düşünüyorum.

peki sonrasında üniversite eğitimi nasıl olacak?

hepimiz biliyoruz ki, bundan 20-30 sene önce, üniversite mezunu olmak bir çok genç için bir ayrıcalıktı. fakat günümüz koşullarında üniversite eğitimi, gençleri çoğu zaman bir kağıt parçasına endeksleyip, iş ve meslek sahibi olma konusunda, hayali bir tatmin duygusu sağlamaktan öteye geçemiyor. çoğu genç, mezuniyetten sonra yıllarca iş bulamama yada bulduğu işte de mutlu olamama gibi sorunlar yaşıyor. üstelik üniversitelerde verilen eğitimin kalitesi, tartışmaya oldukça açık bir konu. dünyanın bir çok yerinde üniversitelerin, yani dört yıllık fakültelerle sürekli mezun üreten fabrikaların, araştıran, sorgulayan, yeni bilgi ve bakış açıları geliştirebilen gençler yetiştirmesi çoğu zaman mümkün olmuyor.

doktora eğitimim sırasında, yaklaşık 6 sene boyunca, amerika daki iyi devlet üniversitelerinden birinde araştırma görevlisi olarak çalışmış ve araştırmalarım sırasında farklı bölümlerde derslere girerek, üniversite öğrencilerini yakından gözlemleme fırsatı bulmuştum. bu gözlemlerin sonucuna dayanarak şunu çok rahatlıkla söyleyebilirim ki; amerika ‘da üniversite eğitimi, yine bir “sürü” eğitiminden farksız. öğrenciler büyük amfilerin içinde, çoğu zaman ellerinde cep telefonuyla oyalanarak veya uyuklayarak dersi geçiriyorlar, çok az bir kısmı ise ön sıralarda oturarak not almaya çalışıyor. yine sınavlar, ve testlerle, sistem aynı şekilde devam ediyor. bu yüzden, türkiye’de ki herhangi bir işletme fakültesinin amfisine oturup, sadece profesörü dinleyip not alan bir öğrencinin aldığı eğitim ile, amerika da prestijli bir üniversitenin amfisinde oturup yine aynı yöntemle ders dinleyen bir öğrencinin aldığı eğitim arasında pek bir fark olacağını zannetmiyorum. maalesef dünyanın bir çok ülkesinde üniversite eğitimi, bilgiyi tek yönlü olarak büyük topluluklara aktarmak ve bu tarz bir eğitim üzerinden mezun vermek üzerine kurulduğu için, benim üniversite eğitiminden beklentilerim de oldukça düşük.

kendi üniversite eğitimimdeki deneyimlerim de, yukarıda anlattıklarımdan pek farklı değildi. derslere girmemin tek amacı, profesörün dağıttığı çalışma kağıtlarını almak ve tahtaya yazılanları defterime kopyalamaktı. içe dönük bir kişiliğim olduğu için, kalabalık bir ortamda derse konstantre olup dersi derste öğrenemiyordum. daha sonra evde oturup konuyu tek başıma anlamaya çalışıyor ve sınavlarımda da çoğu zaman başarılı oluyordum. hatta dört seneyi, bu şekilde çalışarak, bölümümden dereceyle mezun olarak bitirdim. fakat, şimdi geriye dönüp baktığım zaman o dört senenin bana ne kattığı konusunda, elimdeki diplomam dışında, somut bir kanıtım yok. elbette sahip olduğum diplomanın bana verdiği ayrıcalığı tartışmak yersiz olur. yine de, bir gencin hayatının dört senesini, bir kağıt parçasının ona vereceği güven duygusuna ve ayrıcalığına sahip olmak için harcaması; ve ebeveynlerin de çocuklarının hayatını bu kağıda endeksleyerek ilkokuldan başlayarak en iyi eğitimin (!) peşinden koşması, bana pek de mantıklı gelmiyor.

üstelik, lise eğitimi biter bitmez, üniversite eğitiminin hemen başlaması, çocuğumuzun sene kaybetmemesi vs. gibi daha absürd ve kalıplaşmış düşüncelerimiz de bu çarpık düzene eşlik ediyor. çoğumuz, hayatın tek amacını, lineer bir şekilde sürekli yükselerek bir sonraki adıma kavuşmaktan ibaret görüyoruz ve çocuklarımıza yine erken yaşlardan itibaren aşıladığımız duygu da bu oluyor: liseyi bitireceksin, üniversiteyi bitireceksin, belki (hatta mutlaka) yüksek lisans yapacaksın, ve meslek sahibi olup para kazanacaksın… ama gerçekler ve gerçek hayatlar böyle akıcı bir şekilde devam etmiyor. çoğu genç üniversiteden mezun olduğu zaman, sudan çıkmış balığa dönüyor. daha hayatın ne olduğunu bilmeden, hayat için savaşmaya başlıyor ve belki savaşamadan bunalıma giriyor. halbuki hayat, karşımıza çıkan adımları tek tek tamamlayarak bir hedefe varacağımız, ve sonunda “hep” veya “her koşulda” mutlu olacağımız bir mantıklar dizisinden ibaret değil. hayat karmaşık, hayat düzensiz, hayat belirsiz, hayat kesin değil… buna karşılık, içinde bulunduğumuz sistem, çocuklarımıza, “doğru” adımları takip ettikleri müddetçe herşeyin mükemmel olacağı gibi yanlış bir mesajı, sürekli bizleri uyuşturarak aşılıyor.

açıkçası, çocuklarımız için hep güzeli ve iyiyi hayal eden ebeveynler olarak, onların hayatlarını bu yanlış algı üzerine kurmalarını istemiyoruz. gerçek hayatı tanımak için çok küçük yaşlardan itibaren onlara fırsatlar verebilmek zorunda olduğumuzu düşünüyorum. bu noktada; üniversite zorunlu değil, çocuklarımız için sadece bir seçenek olabilmeli; çünkü hayatı tanımak, üniversite eğitimi balonunun içinde pek mümkün olamayacaktır; ve çocuklarımızın bunun farkında olmaları için de bir ebeveyn olarak çaba göstermek zorunda olduğumuzu hissediyorum.

günümüzde, modern teknoloji sayesinde, her an, her bilgiye ulaşabilmek mümkün. o halde bir üniversite ders kitabı üzerinden, bilginin öğrenilmesini veya ezberlenmesini tekrar tekrar sorgulamak da zorundayız. mesela çocuklarımın bir zanaat öğrenmesini ve bu işi yapabilen ender kişilerden biri olmasını; onbinlerce iktisat (veya mühendislik fakültesi veya herhangi bir fakülte…) mezunundan biri olup, bir banka memuriyeti işi için savaşmasından (ve akabinde sürekli yükselmek için çalışmasından) çok daha değerli ve anlamlı buluyorum.

belki de, bu noktada en çok ihtiyacımız olan, bize sürekli empose edilen “mükemmel hayat”ın anlamını ve bunun gerçekliğini sorgulamak olabilir. az önce de bahsettiğim gibi, çocuklarımızın hayatını , mükemmel bir eğitim almak, mükemmel bir mesleğe, işe ve kazanca sahip olmak gibi yanılgıların üzerine inşa ederken veya etmeleri için onları motive ederken, defalarca düşünmemiz gerekiyor.

elbette, biz de, zaman ilerledikçe, çocuklarımızla bu düşüncelerimizi paylaşmayı ve üniversite alternatifleri üzerine sohbetler etmeyi düşünüyoruz. fakat “şu an” için, olasılıklar üzerine hazırlanmak yerine, bugüne yatırım yapmamızın yeterli olacağını ve okulsuzluğu benimsemiş çocukların kendi hayatlarının sorumluluğunu alacağına inanıyorum.

yine bu konuda, bu sene başında okuduğum bir kitap beni hem motive etti hem de konuya değişik perspektiflerden bakış açısı geliştirmemi sağladı. kitabın ingilizce ismi (türkçe çevirisi olduğunu zannetmiyorum)Better Than College: How to Build a Successful Life Without a Four Year Değree (by Blake Boles). kitap, dört senelik üniversite eğitimini tercih etmeyerek veya yarıda bırakarak hayatlarının akışını çok daha pozitif yönde değiştirebilen gençlerin ve ünlülerin hikayelerinden kesitler sunuyor ve gençlerin üniversite eğitimi olmadan kendi hayatlarını kazanabilmeleri için stratejiler veriyor. ileride, çocuklarımızın, bu ve benzeri kitapları okuyarak farklı perspektifler kazanmaları ve üniversite dışında çeşitli seçenekleri de değerlendirebilmeleri için destekleyeceğiz.

elbette, madalyonun bir de diğer yüzü var. çocuklarımızın üniversite eğitimini tercih etmeleri ve özellikle mühendislik, matematik veya fen bilimleri gibi alanlarda kendilerini geliştirmek istemeleri de olasılıklar dahilinde. bu durumda da çocuklarımızın üniversite eğitimlerine devam edebilmelerinin bizim değil, sadece kendi gayretleriyle olabileceğine inanıyorum. böyle bir durumda büyük bir ihtimalle lise öğrenimleri sırasında dışarıdan ders desteği almaları gerekecektir (ingilizce veya türkçe). eşim mühendis, bende matematikçi olduğum için, her ikimizde kendimizi belirli konularda çocuklarımıza destek olabilecek seviyede hissediyoruz. zaten öğrenme motivasyonu olan bir çocuğun, üniversite sınavıyla ilgili alan konularını bir iki senede toparlayabileceğini düşünüyorum. ilk ve orta öğretimini, içsel motivasyonu kırılmadan tamamlamış, ne istediğinin farkında olan bir genç, sınav teknikleri üzerine de kendini geliştirerek bu sınavlarda da mutlaka başarılı olur gibi geliyor.

bu süreçte, her gencin meslek seçimi için geniş zamana sahip olması gerekliliğine de inanıyorum. gençler, çoğu zaman, aile baskısı sebebiyle , sadece sınavı kazanıp üniversiteye girebilmeyi hedefliyorlar. halbuki bu yaşlar, ilgi alanlarımızı keşfedip bütün hayatımızı tek bir mesleğe adamak için de oldukça erken yaşlar (çoğu genç için).. yine kendimden örnek verecek olursam, bütün eğitim hayatım boyunca, matematik aşkıyla yanıp tutuşan bir öğrenciydim. benim için konuları anlamak, herkesin zayıf aldığı bir sınavdan ortalamanın çok üstünde bir not almak oldukça kolaydı. ama şimdi geriye dönüp baktığım zaman matematik bölümünde okumak, belki de yaptığım en büyük yanlışlardan biriydi. halbuki ben, matematiğin günlük hayattaki uygulamalarını seviyordum. belki, endüstri mühendisliği gibi bir mühendislik dalı bana çok daha uygun olabilirdi. daha da sonraları, 30 lu yaşlarımdan sonra, bütün ilgi alanlarım yine değişmeye başladı. bence bir çoğumuz için, tek bir mesleğe sahip olup değişmeyen, gelişmeyen bir noktada kalmak çok tehlikeli olabilir. çünkü yaşam ilerliyor, insan gelişiyor, ihtiyaçlarımız, yeteneklerimiz ve ilgi alanlarımız değişiyor. yaşadığımız çağ, kendi yeni mesleklerini de yaratıyor. okulsuzluk, bu sebeplerden de, insanın kendini, bu değişime ayak uydurabilecek fırsatlarla donatabilmesine, sürekli öğrenebilmesine ve kendi iç motivasyonunu sağlayabilmesine olanak veriyor. (aşağıdaki linkte, Peter Gray (Free to Learn in yazarı) in, okula gitmemiş yetişkinlerle yaptığı araştırmasının sonuçlarını ve bu yetişkinlerin kariyer seçimleri ile ilgili düşüncelerini okuyabilirsiniz(ingilizce).)

https://www.psychologytoday.com/blog/freedom-learn/201406/survey-grown-unschoolers-ııı-pursuing-çareers

yine çocuklarımızın üniversiteyi tercih etmesi durumunda, yurtdışında üniversite olasılıklarını da değerlendirmek seçeneklerimiz arasında.   fakat, burs alamama durumunda, yurtdışındaki üniversitelerin yıllık masrafları (yaşam giderleri de dahil olmak üzere) 15-30 bin doları bulacaktır. maalesef dört çocuk için, bu fırsatı eşit olarak sağlamak bizim aile olarak içinden çıkabileceğimiz bir durum değil. amerika da üniversite eğitimine devam eden bir çok genç de, eğitimleri sırasında bankadan eğitim kredisi alıyorlar ve daha mezun olmadan yüzbinlerce dolara varabilen bir borcun altına giriyorlar. zaten böyle bir borcun altına girilmesi, kişinin bütün geleceğini ipotek altına alması anlamına da geliyor. etrafımız, mezun olduktan senelerce sonra bile, iyi bir işte çalışmasına rağmen, eğitim kredileri yüzünden belini doğrultamamış, borç deryasında yüzen insanlarla dolu. yani okyanusun bu tarafında da her şey dört dörtlük değil maalesef.

çocuklarımız için üniversite konusunda daha avantajlı bir eğitim (yine okulsuz eğitim süreci sonucunda),   büyük devlet üniversitelerinden ziyade, küçük kolejlerden tam veya yarı-burs alabilmeleri, ve hem çalışıp hem de okuyarak okul masraflarını kazabilmeleriyle mümkün görünüyor. bildiğim ve araştırdığım kadarıyla, amerika nın en iyi üniversiteleri de dahil olmak üzere (Stanford, MİT, Harvard, vs ), bir çok üniversitenin ev eğitimi alan gençler için özel kontenjanları var. bu öğrenciler, farklı bir öğrenim sürecinden geçtikleri, ve okula giden yaşıtlarına göre, daha farklı düşünebildikleri için kabul sırasında tercih ediliyorlar. fakat çocuklarımızın yurtdışında “burs kazanarak” üniversiteye kabul alabilmeleri,   yine çok yüksek test skorları ve çok zengin bir başvuru dosyasına sahip olabilmelerinden geçiyor. bence bunları da gerçekleştirebilmek kesinlikle ebeveynlerin elinde değil, tamamen çocukların motivasyonuna bağlı.

bütün bu olasılıkları değerlendirdiğimiz zaman, bazen kendi çocuklarım için Türkiye de bir üniversite eğitimi almanın daha mantıklı olabileceğini de düşünüyorum (çocuklarımızın tercihleri üniversite eğitimi alma yönünde olursa). diğer taraftan İngilizce öğrenmeyi tercih eden ve okulsuz büyümüş bir çocuğun, Türkçe bir sınavda başarılı olması, ve üstelik öncesinde denkliği olan resmi bir lise diplomasi almış olması ne kadar mümkün olabilir, şimdiden kestiremiyorum. yine de, çocuğun veya gencin üstün gayretinin ve motivasyonun; ve ailenin desteğinin önemli olduğunu düşünüyorum.

bu bölümün başında da belirttiğim gibi, belki de işin en zor kısmı olasılıklar üzerine konuşmak. evet, okulsuz çocuklar için belirsizlikler çok fazla, fakat okula giden çocuklar için de geleceğin garanti olduğunu düşünmüyorum. bana çocuklarınız üniversiteye gitmeyecekler mi?, sınava girmeyecekler mi ? peki ne iş yapacaklar? gibi sorular yöneltildiğinde, çoğu zaman cevap verme gereği duyamıyorum, çünkü cevabı henüz bende yok (belki 5-6 sene sonra?). elbette ben de karşılık olarak şu soruyu yöneltebilirim; peki siz çocuklarınızın bunları başarabilecekleri ve sevdikleri bir işe sahip olabilecekleri garantisini nasıl veriyorsunuz? (özellikle de okula giden çocukların kendilerini keşfetme konusunda ne kadar az zamanlarının olduğunu da hesaba katarsak…). elbette bunları sorma yetkisi bende değil, olmamalı da. ama hepimiz ebeveyn olarak ezbere yol almak veya tek bir doğru yol olduğunu varsaymak yerine, elimizdekileri sorgulayabilmeli ve üzerinde derinlemesine, uzun uzun düşünüp tartışabilmeliyiz.

okullu veya okulsuz; çocuklarımıza kendi ideallerimizi empose etmeyerek, zaten en önemli adımı atmış oluyoruz. ve daha da önemlisi onların kendi potansiyellerine ulaşmaları için, yollarından çekilebilmeyi de öğrenirsek, bizim için şu anda hayal etmesi zor olan “sonra” lar da bir gün mutlaka gerçekleşecektir. evet, “sonra” yi garantilemek mümkün değil ,ama sorgulayan, düşünen, farklı perspektiflerden bakmayı öğrenmiş ve duygu dünyası gelişmiş gençlerin, kendi yollarını açabileceklerine de kalpten inanıyorum.

31 Responses to okulsuzluk- 12. bölüm: ya sonrası?

  1. Merhaba,hayatta ne istediginizi ve kendinizi bilmeniz hayatinizi degistirecek radikal buyuk kararlari alip uygulama cesaretinizi takdir edererek,kendinizle ve dogayla barisik uyumlu halinizi hayranlikla izleyerek takip ediyorum.Bundan bes yil once tezhip egitimi aldigim bir yerde lise caglarinda bir kizimiz vardi,tezhip dersi alan.Aileso kendi Amerikali musluman olmus bur aile Turkiye’de yasiyorlardi.Amerika’da tercihe gore evden ogrenime izin verildiginden bahsetmisti.Kendisi Turkiye’de yasadigi halde Amerikan vatandasi oldugu icin Turkiye’de dahi bu hakki kullanabildiginden bahsetmisti.Kendisi evden egitim goruyordu.Okulsuzdu.Yanlizca sanirim sinav zamani gozetim esliginde sinav uygulanip sonuclari degerlendirilmek icin Amerika’ya gonderiliyordu.Gecerse sinifi gecmis oluyordu.Bu sekilde lise diplomasi alip mezun olabiliyordu.Kendisi son sinifti ve hedefi Bogazici Tib’ti☺Universite sinavinada yabanci statusunde girecekti sanirim.Kendine kalan zamanda cok guzel tezhip ogreniyordu.O yasta bu gayretini takdir etmistim.Kendisi kapaliydi.6kardeslerdi sanirim.Muspet bir aileydi.Babasi eve market urunu sokmuyordu Izmirden herhafta kargoyla organik sebze alisverisi yapiyorlar,bu sekilde yediklerine ictiklerine dikkat ediyorlardi.Hayatlari uygulasmasi zor gelmisti.Istedikden sonra zorluk yok aslinda.Neyse ben Turkiye’ye yerlesme planlarinizda cocukla icin diploma adina bir alternatif olabilir diye dusunmustum.Belki aradtirirsiniz.Eger Amerika dogumlu,vatandaslik haklari varsa faydalanabilirler diye dusundum.Arastirmak gerek.Ailenize katilicak yeni uye icin hayirli olsun.Saglik,sihat,afiyetle elinize alin bebeginizi insallah☺

    • sevgili Esra, cok tesekkur ederim guzel dualarin ve paylasimin icin. bizim durumumuz sanki biraz daha farkli, cocuklar ayni zamanda Turk vatandasi, yani TR deki egitim kanunlarina da uymak zorundayiz. bizim gibi bu isi inanarak, ve emek vererek yuruten ailelerin onunde boyle engellerin olmasi uzucu elbette. eger arastirirsak, bir cikis yolu mutlaka bulunur gibi geliyor, kanunlari iyi bilmek, calismak lazim. lakin bunlar uzerinde dusunmek zorunda olmak bile yoruyor, cunku gercekten inanmadigim bir sistem, ve neresinden tutsak elimizde kaliyor :(

  2. Bir cikis yolu bulursaniz bizide haberdar edin.Ben ve esimin de gundemindeydi bu konu.Daha kucuk kizimiz yokken seneler once konusurduk.Duygularimiz ayni paralelde.Bu egitim sistemine inanmadigimizi konusur, okula gondermesek mi derdik.Esim muhendis.Ogrenebilecegi herseyi ben ogretirim derdi.Ancak esim sirf su hayatta bazi insanlarin sesini kesmek icin neyazikki diploma gerekliliginden bahsederdi.Bizim icin yalnizca bir formalite kesinlikle diploma.Hatta marongozluk vs. gibi ustalik islerini, isini iyi yaptiktan sonra daha cok onemserdik.Cunku neyazikki artik boyle mesleklerin ehli kalmadi.Bende sanat egitimi alms tasarim bolumu mezunuyum.Ancak mezun olduktan sonra fikir dunyam cok degisti.Moda,tasarim vs. gibi seylerin surekli goruntu ve maddeyle ugrasmanin beni kendimden uzaklastirdigina inanmaya basladim.Maneviyat ve okuma,yazma daha derinligi olan isler,doga ruhuma daha cok hitabetmeye basladi.Sehrin kosturmacasindann uzak durmaya calisiyorum.Dolayisiyla meslegimi hic yapmadim.Ancak kizimin dogumuyla birlikte acikran ikinci uni. okumaya karar verdim sevdigim ikinci dalda sosyoloji okuyorum.Bende okulda cok gerilirdim ozellikle sayisalim kotuydu.Ancak aciktan evden okurken kendim calisirken,bolum dersleri mantik ve ve istatistik derslerini kavradigimi farkettim.Kendim evde rahat oldugum,kendimle oldugum icin daha rahat calisiyor ve anliyorum.Kendime gore yontem belirliyorum.Bence bir insanin nasil ogrenicegini kendi belirlemesi gibisi yok.Sifir stres.Lise hayatimda aciktan okumus olsam,bu sekilde kendim nasil ogrenicegimi belirlems olsaydim cok daha basarili olabilecigimi biliyorum.Ne yazikki sistem ilkokuldan universiteye kadar o anda ogrenip sonra unutacagimiz gereksiz bir yigin ders ve bilgiyle dolu.Bir cogu cop.Akademik cok gereksiz yigin bilgiler var.Bunlarin yerine herzaman ise yariycak temel ders ve bilgiler olsa kendimizi gelistirmeye tesfik efici ortam ve zaman olsa sanat ,hobi vs.Yada en onemlisi kendimize ogretme imkani verilse keske…

    • ne guzel ozetlemissiniz aslinda. bir cok konuda hemfikirim sizinle ( tasarim konusu haric :) moda/kiyafet tasarimi degil belki ama genel tasarim konusunda daha yetenekli olmak isterdim) diger taraftan dunyanin bir cok yerinde el sanatlari tekrar deger kazanmaya basliyor. yavaslayan yasamlarimizla, el ile uretmek mutluluk da veriyor . ben acikcasi butun alisverislerimde el urunlerini tercih ediyorum. marangozluk, tahta oymaciligi hem erkek hem de kizlar icin cok guzel meslekler. neden olmasin? isini iyi yapan, severek yapan, ve buyuk kazanimlarimin pesinde kosmayan herkes tercih edebilir. benim de bu yonde kendimi gelistirme hayallerim var, bir gun belki :)

  3. Bahsettiginiz tasarim sanat boyutuna giriyor.Sanati hic birakmadim diyebiliriz.Islam sanatlarina yoneldim,hat ve tezhip egitimi aldim ancak bazi sebeplerden oturu yarim kaldi.Osmanlicada ogrendim o arada gecen iki senede organizasyon ve hediyelik esya,kokulu tas ve sabun tasarimi vs. Seyler tasarliyor yapiyordum.Ama neyazikki Turkiyede sanata,el emegine deger cok az.Kizimin ailemin vaktinden kisarak yaptigim bu islerin karsiligi degerini bulamayinca biraktim.Belki hediye hobi olarak yaparim vaktim olursa.Neyazikki hediye olarak dahi kiymet verip deger vericek insanlara vermeli.Oda herzaman bulunmuyor.Tasarim boyutu endustriyellesince en azindan moda icin konusayip metalasiyor.Ve o okuldaki ozgur,fikirlerin ozgurlugu,uctugunuz ortam meslek hayatinda cogu yerde yok.Koca bir hayal kirikligi ortam.Soylenicek cok sey var bu konuda.Bende el emegine cok onem veriyorum.Kece,ahsap vs.vazgecilmezlerim.Kiyafet hala diktiririm.Dikisi sevemiyorum neyazikki🙈Ah sevsem super olucak😊Herkes bu isi yap dediler.Kendine ait biryer hem cok maddi imkan,yuk ve yorgunluk.Ayrica bu isi okadar cok yapan var ki sogudum.Acikcasi modanin kendisinden sogudum.Fikir dunyam degisirken,bakis acim bu konudada degisti.Insallah sanat hep hayatimin bir kosesinde olur diyorumm.Ama evlilik ve cocuklardan sonra sorumluluk vs. zor gorunuyor.Ama hayatta vazgecemedigim ve terkedemedigim tek sey okumak ve ogrenme arzusu.Insallah hep devam eder😊

    • ne güzel sanatla bu kadar içiçe olmak. hepimizin hayatında olmalı sanat,tabulaştırılmamalı. ruhumuzun derinliklerindekini dışa vurmanın en güzel yolu bence. bir meslek olarak yapılması gerekmiyor veya maddi bir kazanca dönüşmesi de şart değil. insan bir bütün, hem zihnimizle, hem duygularımızla, hem de ellerimizle üreterek bir denge sağlamak zorundayız; bir tarafa fazla verince o denge bozuluyor sanki. ben de ellerimle üretmenin keyfine vardığımdan beri sürekli öğrenmek istiyorum, canak çömlek yapmak, doğal boyalarla kumaş boyamak, baskı yapmak… hiç bitmiyor öğrenmek istediklerim. bu inanılmaz güzel bir duygu, kalplerimizin öğrenme hevesiyle pıt pıt atması, merak duygumuzun bize bahşedilmiş bir hediye olduğunu farketmek. insan kendini keşfettikçe, ne güzel kapılar açılıyor, değil mi? çok çok sevgiler…

  4. Esra hanim ve siz ne kadar guzel seylerden bahsetmissiniz. evet rahatlamak ve iyi hissetmek icin birseyler yapmak gerektigine cok gec farkettim. yapiyorsan sonucunda birsey elde etmelisin yalani oyle islemis ki icime. ama malesef insanlardan disardan bakinca neden ugrasiyorsun ki bu kadar vaktine yazik deyip hemen hevesini kirabiliyorlar. oysaki ben bunu kendim icin yapmak istiyorum, ureterek mutlu olmaya calisiyorum. en ucuz terapi :)
    ah ah o kadar gelgitler yasiyorum ki acaba bu okulsuzlugu dusunsem mi sonra yapma zeynep ne ugrasacaksin daha onemli seyler var diyorum. bir muddet bu surecek gibi

    • bunlari degistirecek olan bizleriz belki, urettikce cogalacagiz. buna inancim tam. etraf neler soylemiyor ki, her seyin haziri var nasilsa. hatta ogrenmenin bile fabrikasi var, A kapisindan sokuyoruz, Z den her seyi bilerek cikiyoruz, acikcasi simdi geriye donup baktigimda oyle hissediyorum.

      inaniyorum ki hayat ilmek ilmek dokunuyor, ve bazen dokurken ellerimiz kaniyor, buna deger mi yahu diyorsun. ama biliyorum ki o ilmek ilmek dokunan hayatlar daha bir farkli isildiyor. diger taraftan tek bir yol yok ki kendi icimizdekini kesfetmek icin. bahsettigim gibi, okulsuzlukta tek ve en ideal cozum degil. farkindalik onemli, farkinda olarak yasamak…size bu farkindaligi her ne kazandiriyorsa o da sizin hikayeniz olacak, yine emekle dokunacak eminim. farketmek ve urettiklerimizle mutlu olmak. hepsi bu aslinda.

  5. Husna hanim hayirli aksamlar. Instagramdan sizi uzun sureden beri severek takips ediyordum. Son iki haftadir bu blogunuzu kesfettim. Iyiki girmisim ve yazilarini okumusum. Inan soyleyecek soz bulamiyorum. Sizin yazilarinizi okudukca hayata olan bakisim guzellesiyor. Sizin yazilarini okuyunca sanki bir hayal sanki bir ruya ama gercekte boyle hayatlarin var oldugunu gordukce daha bir mutlu oluyorum.ne cok gereksiz yere uzulmusum, otomatik pilot gibi yasamisim. Ne cok gereksiz ve de sorgusuz sualsiz yasamizim inanamiyorum. Sizin yazilariniz bir ayna oldu bana. Allah sizden razi olsun. Ne guzel bir teslimiyet, ne guzel bir dusunceniz ve nekadar dogal ve bir okadar da akilli ve guclu bir kisiliginiz var. Diyecek bir kelime dahi bulamiyorum. Size olan hayranligim, her gecen zaman artiyor. Ne guzel bir vesilesiniz hayatimda, rabbime sukurler olsun. Rabbim ne kadar guzel bir farkindalik ve sorgulama yetenegi vermis ❤❤❤ dilerim omrunuz boyunca bu bilinc ile devam edersiniz yolunuza. Basarilarinizin devamimini cani gonulden diliyorum. Rabbim isteyen herkese boyle guzel dusunebilenlerden eylesin. Sizi tanidigim her gune sukurler olsun. Bana enerji ve olumlu dusunebilmeyi guzel yazilarinizla kendimi motive edebildigim icin cok tesekkur ederim. Bebeginizi hayirlisiyla kucagina almayi ve en dogal ve en guzel sekilde yetistirebilmeyi rabbim nasip etsin size insaAllah. Ben suanda 39 haftalik hamileyim bende dogal bir dogumu cok istiyorum kendi evimde. InsaAllah nasip olur bana. Kendinize iyi bakin. Arada bebeginiz ile ilgili guzel paylasimlariniz olursa cookk mutlu olurum. Bende ilk 3 ay dikkat edecegim sut urunleriyle. Gaz yapacagini hic bilmezdim. Sayenizde ne guzel seyler ogreniyorum saolasiniz varolasiniz

    • sevgili Suzan, size ictenlikle sunu soyleyebilirim ki hepimiz icimizde olani kesfediyoruz. ben yazilarimla belki biraz daha hizli kesfetmenize vesile olmus olabilirim, hepsi bu, inanin daha fazlasi olamaz. yine de bu kadar guzel dualar alinca cok cok mutlu oluyorum. yazmanin en keyifli yani ortak duygularda bulusabilmekmis, siz de bana bunu yasattiginiz icin kalpten tesekkur ederim.

      oncelikle yavrunuza saglikla kavusmanizi dilerim. eger ilk bebeginizse, bir iki noktayi hatirlatayim nacizane. dogumdaki agrilarin sebebi, bebeginizin dogum kanalina dogru ilerlemesini kolaylastirmaktir. eger her agriyla, kendinizi sikmaz ve rahatlatirsaniz, bebeginizin dogum kanalina girebilmesi icin ona yardim etmis oluyorsunuz. agrilar iyice siddetlendigi ve artik dayanamiyorum dediginiz an, bebeginize kavusmaniza cok az kaldigi an’dir. o agrilara dayanma gucu ve metaneti size gelecek, buna kalpten inanin, olur mu?…Allah size ve bebeginize aynen hayalinizdeki gibi, en guzel dogumu nasip etsin.

  6. Öncelikle bu güzel yazı serisi için çok teşekkürler. Sadece okulsuz eğitim için değil hayata dair de birçokgüzel bilgi edindim. Bu yazıda olasılıklar hakkında bahsederken içimden geçen şu oldu. Bence kendi kendine öğrenmeyi öğrenmiş çocuklarınız, hayatlarına dair ne istediklerini de kendileri karar verecek/araştıracak/seçecek /burs almak isterse gereğini yapacak.. Sanıyorum lise başlangıcından itibaren bu yönde fikirleri oluşmaya başlayacak ve siz hiç yorulmayacaksınız. Bunları neye dayanarak söylüyorum derseniz, ben de kişisel öğrenme metotları konusuna kafa yormuş, etrafımdaki öğrencileri gözlemlemiş (11 yıl üniv asistanlığı yaptım ben de matematiksel fizikçiyim), birebir çalıştığım öğrencilerde denemiştim vs. Sonuçta kendi kendine nasıl öğreneceğini keşfetmiş çocuklar daha farklı oluyorlar.

    Yazılarınızda bahsi geçmedi belki de orada yoktur ama kızımı kayıt ettirdiğimiz dalton plan okulunda en sevdiğim şey buydu. Çocukların ilgi alanlarındaki konuları kendi kendine nasıl öğreneceklerini ve sorumluluklarını bir plan dahilinde yapmasını öğretmek. Henüz çok başındayız şimdilik iyi gidiyor ve umarım böyle devam eder. Bu arada Amsterdam’da yaşadığımızı da belirteyim. Sevgiler

    • sevgili GeCe, inanin cogu zaman sizin gibi dusunuyorum. ama bunlari sizden duymak da bana cok iyi geldi, sagolun bu mesaji yazdiginiz icin.

      dalton plan okulunu hic duymadim, bizim buralarda olabilir, belki cok yaygin degil. arastiracagim. sanirim avrupa da alternatif egitim secenekleri buraya gore cok daha fazla. mesela reggio emillia da burada pek uygulanmiyor.

      ben de Amsterdam a sevgilerimi yolluyorum.

  7. Tekrar Merhaba
    Tek çocukla ilgili bir sorum olacak. Instagramda da bu konuda cok soru geldiğini gördüm. Ara ara bu konudan bahsettiğinizi hatırlıyorum ama o kısımları tekrar bulamadım. Genelde etrafımda gördüğüm anneler 4 yaştan itibaren çocuklarının evde sıkıldığından (tek çocuk oldukları için), bu yuzdensürekli anneleriyle oynamak istediklerinden, bu durumun da anneyi bunalttığından bahsediyorlar.Bu nedenle de okulu çare olarak görüyorlar. Sizin bu konudaki fikirlerinizi çok merak ediyorum. Böyle bir durumda ne yapılabilir. 13. de bu konuya değinecekseniz onu bekleyeyim, sizi hiç yormayayım. Teşekkürler. Tüm işlerinizde kolaylık duasıyla…

    • sevgili Asena, ben bu soruya cevap vermistim, okulsuzluk yazi dizisindeki yorumlarda olmali, bilemedim hangisi, yakin zamandi sanki.

      bence bu noktaya geldigimizde bir analiz yapmamiz gerekiyor. 4 yasindaki bir cocuktan ne bekliyoruz, ve siz anne olarak 4 yasindaki cocugunuza ne vermek istiyorsunuz? bunaltmak kelimesi ne anlama geliyor mesela? yeri geliyor, is yapmaktan da, calismaktan da bunaliyoruz. eminim cocuklarimizda bizim vidi vidimizdan, surekli onlarin ustunde olmamizdan bunaliyorlar. bu yastaki cocugun arkadasa da ihtiyaci var, cunku paralel oyundan, paylasarak oynamaya gectikleri bir donem. ama butun gununu arkadaslariyla gecirsin, baslarinda da onlari takip eden , her hareketlerini yonlendiren bir yetiskin olsun diyorsaniz ( ki diyebilirsiniz de) o zaman okul sizin icin ideal bir cozum olabilir, neden olmasin? ama ben cocugumla birlikte olmak, hayati paylasmak istiyorum diyorsaniz, o zaman evde beraber nasil vakit gecirebiliriz, evin ortamini nasil guvenli ve cocuk dostu bir hale getirebiliriz vs gibi konular uzerinde calismak zorundayiz. eyvah bunaldim biraz kacayim derseniz, 4 yasinda olamayacak bu. beklentileri dusurmekte fayda var. elbette babalara da cok is dusuyor, haftasonu cocugu alip disarida butun bir gun gecirip, anneye ( veya roller tam tersi de olabilir) bugunu de sen kendine ayir diyemiyorsa, yani baba cocuguyla hayati paylasmaya gonullu degilse ( cok yogunum, cok yorgunum, cok mesgulum, basimi dinliycem diyorsa) ortada bir tuhaflik var.

      hafta icinde sadece serbest oyuna odakli 2-3 saatlik bir oyun grubu bulabilirseniz o da guzel bir alternatif olabilir. veya universite ogrencisi ( erken cocuk egitiminde okuyan) bir abla bulup haftada iki gun, 4-5 saat ona teslim edebilirsiniz. komsu cocuklar varsa, calin kapilarini eve davet edin. demek istedigim, beklentilerinize ve onceliklerinize gore kendinize nefes alabilecek alanlar yaratabilirsiniz ( eger cok bunaliyorsaniz)…

      yine belirteyim, tek cocuklu bir anne degilim, pedagog degilim, erken cocuk egitimcisi degilim. sadece sunu iddia ediyorum, yavrularimizin ihtiyaclarini, anne-baba olarak bizim de tespit edebilme yetimiz var ( gozlem yoluyla). biraz kendimize kredi verelim, her konuda da uzman fikrine ihtiyacimiz yok, umarim anlatabiliyorum…

  8. Merhaba,
    Dizinin nihayete ermis oldugunu soylediniz, sanirim IG’da.
    Ben de soru sormak icin son bolumu bekliyordum. Tum diziyi okudum, yorumlari da…oncelikle cok iyi bir is cikardiginizi soylemek istiyorum. Pek cok kisiye ilham verdiniz. Misal, israrla okula gitmek istemeyen 6 yasindaki kizimla okulsuzlugu deneyecegiz bu yil..
    Okulsuzlugun kisiden kisiye degisecegini, herkesin tecrubesinin farkli olacagini soylediniz. Ancak ben yine de kafamda hayal kurarken sekillendirmeye belki de bu sekilde anlamaya calisiyorum. Anlamadigim bir nokta var, cocuklarin ogrenme gudusunu nasil harekete geciriyorsunuz?? Yani bir konuda merak uyanmasi icin bir seyin tetiklemesi gerekir.. Bende oyle olur.. Bir sekilde tetiklendikten sonra o konuyu arastirip ogrenmeye calisirim. Su anda cocuklariniz kendi ic saikleriyle bir konuya ilgi duyup kendi yontemleriyle ogrenmeye calisiyorlar. Ancak baslangicta nasildi??
    Burada , Ankarada demoktatik egitim veren bir okulum tanisma toplantisina gitmistim. Orada mufredat izlemediklerini, cocuklarin ilgilerine gore taleplerine gore hareket ettiklerini ancak cok zorlandiklari icin artik temalar uzerinden yani bir nevi mufredatla egitime devam edecekleri i soylediler. Bu da bana gore cocuklarin zamanini ogrenmesini sekillendirme anlamina geliyor.
    Siz cocuklarin ogrenme sureclerine katkida buluniyor musunuz? Mesela kara delikleri soran cocugunuza bir kitap mi oneriyorsunuz? Bir belgesel mi izletiyorsunuz? Ya da etkinlikler mi hazirliyorsunuz??
    Umarim yeterince acik ifade edebilmisimdir 😬😬😬

    • Yazi dizisinin bir cok yerinde ogrenmelerine destek olmak derken, tam da bahsettiginiz gibi yontemler izliyoruz. Diger taraftan, en cok takildigimiz nokta, cocuk soru sorarken, nasil bir cevap bekliyor, ne kadar ogrenmek istiyor, gercekten sordugunu mu merak ediyor, iste bunu tam kestiremiyoruz. Mesela cocuk kara delikleri sorarken gercekten butun ayrintilarini mi merak ediyor, yoksa bir yerde duydu ve sadece anlik bir merakimi gidermek istiyor. O yuzden ilk etapta cok dikkatli olup cocugu bunaltmamakta ve yasinin uzerindeki bilgileri aktarmamakta fayda var ( ozellikle ilkokuldan once). ben cogu zaman ilgilendikleri konularla ilgili bir iki kitap bulup saga sola birakiyorum, gozlem yapiyorum, ilgileri var mi yok mu takip ediyorum… Bazen cocuklar konunun icine o kadar giriyorlar ki, ilgileri olupta bize yansitmamalari mumkun degil.sonraki etapta, tartisma, birlikte arastirma, konunun uzmani bir arkadasla fikir alisverisi yapmak, hepsi yapilabilir. cocugun dunyasini zenginlestirmek ve meraklarini uyandiran konulari kesfetmek bence okulsuzlukta cok daha mumkun. cunku cocuk gozlemlerini dogal bir ortamda yapiyor ve gercek hayatin tam ortasinda…

      Yine bunlari sorgularken, okul mantalitemiz de bizi etkiliyor. Cocuk sadece akademik bilgiyi ogrenmeyecek, biz ogrenme deyince nedense buraya odaklaniyoruz. Halbuki yasam becerilerini, problemlere cozum bulmayi ( ozellikle kendi cevresinde gozlemledigi problemler uzerinde calismayi), sosyal iliskileri de ogrenecek, yani akademik bilgiyi bu butunden ayirmamak lazim, ozellikle ilk ve ortaokul caglarinda. Keske cocuklari biraz daha buyuk ailelerde bu paylasimlarimiza katilsa ve kendi perspektiflerini anlatsalar. En buyuk kizim henuz 11 yasinda ve onumuzdeki yillarda bu surec nasil ilerleyecek, henuz bende kestiremiyorum.

  9. Merhaba Sevgili Husra,
    TR’de okulsuzlugun gelecegi icin sizin bir oneriniz benim aklimin bir kosesinde duruyor. Bu konuda biraraya gelmek ve birlikte hareket etmenin onemi. Okulsuz Toplum kitabinda Ivan Illich soyle diyor “devlet kimseyi otoyollari kullanmaya zorlamiyor ancak okula gitmeyi zorunlu tutuyor.” Toplumda boyle bir egilim ve talep olursa bunun yasal zeminde de vatandaslara bir secenek olarak sunulmasi gerektigi dusuncesinde ve temennisindeyim.
    Bir de sizden bir istegim var ben de bebek ve cocuk buyutmeyle ilgili ya da evde uretmek,dogal yasam becerileri gibi bazi temel konulardaki somut deneyimlerinizi bizimle paylasirsaniz cok faydali olacagini dusunuyorum. Mesela tuvalet iletisimi yapmamis olanlar icin tuvalet egitimi desem cok sey istemis olur muyum? 😊
    Sevgiler

    • sevgili Duygu, bu yasal zeminin zaman icinde olusacagina ben de inaniyorum. elbette butun cocuklar egitim hakkina sahip olabilmeli, ama alternatiflerin olmamasi, butun egitimin devlet eliyle verilmek istenmesi, cocuklarinizi 6 yasinda okula teslim edeceksiniz gibi zorunluluklar, egitim sistemimizin çökmüş yüzünü daha bir gözler onune seriyor.

      13. bölümden sonra, biraz daha eski formata döneceğim. bilen, anlatan, aktaran konumunda değil; yaşayan ve hep öğrenmek için çabalayan konumunda olmak; ve bloguma da bunun yansıması beni daha çok mutlu ediyor. sorulara elbette cevap vermeye çalışıyorum, cevap vermeye devam edeceğim. ama bahsettiğiniz konularla ilgili başlıkların açılmama ihtimali yüksek.

      tuvalet iletişimine herhangi bir yaşta başlayabilirsiniz. biz hepsiyle 6. ayda başladık, ama 12 aylık veya , 24 aylık da başlayabilirsiniz. fakat her çocuğun hazır olma yaşı ve öğrenme süreci farklı olabilir. bir de bizim çocukların hepsi pamuklu bez kullandılar, almila da bennu da 12 aylıktan sonra bez kullandı. bera 5-6 ay seyahatlerimiz dışında sadece bez kullandı. hazır bez yerine pamuklu bez kullanmanın hisleri öğrenmek için faydası oluyor. bir de kaka iletişimini sağlamak bez yıkayan aileler için can kurtarıcı oluyor.

      tuvalet eğitiminin iki yöntemi var, birincisi anne-baba hazır olduğunda, çocuğunuzu her iki saatte bir tuvalete götürmeye başlayabilirsiniz. bu süreç daha uzun sürer, anne ve baba için biraz yorucu, ama daha erken bezsiz kalabilirsiniz. Bera 1,5-2 yaşları arasında uzun seyahatlerimiz olduğu için iletişimi bırakıp hazır bez kullanmıştık. döner dönmez, kaka iletişimini düzene koyduk ( kakayı daha rahat anlıyorlar), yaz başında da kiloda geçip ( çift ağlı), 2 saatte bir çişe götürdük, 2 ay sonra bezi tamamen bırakmıştı ve kendisi söylüyordu. ama başladığımızda kesinlikle hazır değiildi, çişini tutmayı bilmiyordu, anlamıyordu, yavaş yavaş öğrendi. hatta son iki aydır gece çişini de söylüyor, belki ayda bir defa gece kazamız olabiliyor ( bera su anda 31 aylık) . ikinci yöntem, çocuğunuzun hazır olduğu yaşı bekleyebilirsiniz, o zaten sinyalleri verip ben hazırım der ve bir haftada işini halleder, ama bu daha geç yaşta olabilir.

      başlangıçta da bahsettiğim gibi bu her çocuk için farklı bir süreç. mesela bennu iletişim yöntemiyle 18 aylık hem gece hem gündüz çişini söylemişti. biz bez yıkamaktan pek hoşlanmadığımız için iletişim yöntemini her zaman tercih ediyoruz. ne kadar erken, o kadar iyi.

  10. Sevgili Husra,
    Arya su an 27 aylik ve bezi (hazir bez) 25 aylikken biraktik. O zamandan beri de ne gece ne gunduz bez baglamadik.Su anda cis icin genellikle ben takip edip tuvalete goturuyorum ve cogunlukla yok deyip diretiyor bir sekilde ikna edip goturuyorum cok nadir kendisi soyluyor ve benim unuttugum zamanlarda kazalar yasiyoruz. Kakayi fark edip tuvalete goturmeyi teklif etmemize ragmen karsi cikiyor ve kisa bir sure sonra kuloduna yapiyor. 😞 Geceleri de ara sira kazalar oluyor ama genel anlamda pek sıkıntı yok. Aslinda ben ikinci yontemi uyguladim diyebilirim cunku baslangicta kendisinin cisini tuvalete yapmayi ve kulot giymeyi teklif etmesini bekledim.Tuvalet aliskanligi kazanmanin psikolijik,fizyolojik ve genetik boyutlari oldugunu ve ya cocuga gore farklilik gosterdigini bilmekle beraber zaman zaman nasil davranmam gerektigini sorguluyorum. Belki de baslangicta hazir bez kullanmis olmanin etkisidir.
    Okulsuzlugu yasam tarzi haline getirip bunun yaninda dogal olani uretme ve tuketmeyi benimseyebilmek icin girdigimiz bu yolda pamuklu bez orneginde oldugu gibi sizin deneyimlerinizi ogrenmek bize isik tutacaktir. Deneyimlerinizi ve fikirlerinizi onemsiyorum ve tuvalet konusundaki soruma cevap verdiginiz icin cok tesekkur ederim. Oyleyse aklima takilan baska konularda da soran taraf olup degerli zamaninizi ayirmanizi ve cevaplamanizi bekleyecegim.
    Sevgiler❤

    • sevgili Duygu, anladığım kadarıyla sizde elimine yöntemiyle halletme kararı almışsınız. o halde çok çok sabırlı olmak gerekiyor, tatlı dil, sevecenlik, hoşgörü, tuvalet eğitiminin anahtarları. bence az bir zamanınız kalmış. eğer kontrol gücü henüz yoksa veya olayı tam anlamadıysa kazalar olacaktır. çift kilot giydirebilirsiniz belki, kazalara karşı korur, ya da belki 2-3 tane pamuklu bez edinebilirsiniz, siz de biraz nefes alırsınız.

  11. Sevgili Hüsra hanım,
    Türkiye’ye dönme niyetinizden bahsettiğiniz satırları okurken, ‘neden?’ diye sormaktan kendimi alamadım. Mutlaka memleket, aile hasreti, özel nedenler vs. var. Fakat yaşam koşulları, eğitim koşulları, çocuklarınızın maruz kalabileceklerini düşününce … Keşke yapmasanız. Amerika’da uzun süre yaşamadım. Hayranı da değilim. Fakat gelecekte, Amerika ile başlayıp, farklı bir kaç ülkede yaşama hayalimiz ve planlarımız var. Türkiye’de geçirebileceğimiz zamanları da göz önünde bulundurarak, burada okulsuzluğu tercih eden annelerin neler yaptığı ve neler yaşadığını da takip etmeye çalışıyorum. Siz de takip ediyor muydunuz, emin olamadım ama eğer henüz takibe almadıysanız kesinlikle tavsiye edeceğim bir sayfa var ; facebookta ‘okulsuz eitim anneleri’. Oradaki yorumlar ve paylaşımlardan Türkiye’de işlerin nasıl gittiğine vakıf olabilirsiniz.
    Buraya yerleşmeniz durumunda, çocukları, her ne kadar çifte vatandaş olsalar da eğitim sistemine sokma gibi bir zorunluluğunuz yok. Legal olarak ilkokuldaki ilk dört sene göndermek zorundasınız. Ama o senelerde de göndermediğiniz takdirde, eğer konu komşu, ya da okul (kayıt için hiç gitmezseniz hiç bir okul bunu yapmıyor zaten) sizi şikayet etmezse, hiç kimsenin bu duruma bir müdahalesi söz konusu değil.
    (Okulsuz eğitim anneleri sayfasında okuduğum yaşanmış bir olay) Geçenlerde okulsuz eğitim yapan bir aile yurt dışında gezide iken, polis durumu kontrol etmek için eve geliyor. Evin babaannesi evde ve yaşlı teyze, onlar yurt dışına gitti diyor polise. Polis de ailenin yurt dışına yerleştiğini sandığı için şikayet dosyası kapanmış ve bir daha da gelmemişler. Buralarda işler böyle ;) :))
    Diyelim şikayet edildiniz, yıllık toplam 1500 tl para cezası ödemeniz gerekebilir. Bu ceza trafik cezası sınıfında olduğu için, aynen trafik cezası gibi ödüyorsunuz. Gerekebilir diyorum, çünkü şu ana kadar bunun bilinen bir örneğini yaşamış, para cezası ödemiş bir okulsuz aileye rastlamadım (henüz yok diye biliyorum). Ayrıca bir kaç ayda bir evinize, kapıdan bir polis uğrayarak çocukların evlilik ya da çalıştırılma gibi nedenlerle okula gönderilmemesi gibi bir durum var mı diye sorabiliyor. Eğer şikayet edilirseniz tabi.
    Eğer Amerika’daki evde eğitim sisteminizi buraya taşınmanız halinde de devam ettirme şansınız varsa, aynı şekilde devam etmeniz çok daha mantıklı geldi bana (naçizane fikrim).
    Ben, ömür boyu Türkiye’de yaşasam bile (ki yaşamayacağım inşallah), oğlum çifte vatandaş olduğu için sadece Amerika homeschooling sistemine sokarak diploma işini halletmeyi ve okulsuzluğa dünyayı gezerek devam etmeyi planlıyorum.
    Maalesef Türkiye’de eğitim sistemi (şahsi fikrim ve gözlemlerim sonucu söylüyorum) çökmüş durumda. Ayrıca ebeveyn olarak da, farzı misal İstanbul’da bir Milli Eğitim bürosuna gitmeniz, bu sakin yaşamdan sonra, sinir sahibi olmanıza yeterli olacaktır, bilginize.
    Tüm yazı dizisi için ne kadar teşekkür etsem az. Eşimle birlikte ilgiyle okuduk ve gerçekten sizden hem çok şey öğrendik hem de ilham aldık.
    Kaleminize, yüreğinize sağlık.
    Ailenizle birlikte, sağlıklı, huzurlu, mutlu bir ömür diliyorum.
    Ailenizin yeni üyesi için de şimdiden tebrik ederim. Allah sağlıkla kucağınıza almayı nasip etsin.
    Sevgiler
    Zeynep K.Ö.
    @birseyyahgeziyor (IG)

    • sevgili Zeynep, cok tesekkur ederim guzel dilekleriniz icin. TR ye donus kararimizi, son 3-4 senedir dusunuyoruz. kirsala donup organik tarim yapmak gibi bir niyetimiz var, ilk etapta da sadece kendimizi idame ettirebilecegimiz bir yasam kurabilmek istiyoruz. Amerika da her sey guzel, gorunen o, ama sisteme calismak zorundasiniz, ve burada yasam cok pahali. ustelik iliskiler cok mesafeli. ben 16 seneden sonra artik bazi konularda zorlaniyorum, insan boguluyor. herkes ayni dusunce de olamaz elbette. halbuki biz her sene 3-4 ayimizi TR de geciriyoruz, bir an once donelim, amerika yi cok ozledik gibi hic hissetmedik. tuhaflıklar, burokrası, trafik, sorumsuz insanlar, lakaytlık, iş bilmezlik, cildırma noktasına geldiğimiz anlar oluyor elbette. farkındayız. diğer taraftan, Turkiye cok guzel bir ulke, biraz da nerede yasadiginiza bagli. Istanbul veya diger buyuk sehirlere yerlesmeyi hic dusunmedik bile. elbette Turkiye de egitim sisteminin icine girmemek icin alternatiflerimizi degerlendirecegiz. okulsuzluga Turkiye de de devam etmeyi dusunuyoruz ki diplomasizligi bile pek onemsemiyorum. biz burda da sistemden kaciyoruz, daha basit, daha bakir bir hayat dilegimiz. bunu amerika da kurmak bizim icin daha zor, uzerinde cok dusunduk. onumuzdeki gunlerin neler getirecegini hic birimiz bilemeyiz elbette.

      FB daki gruba uye olmustum, gecici bir hesapla, fakat ben o yogunlugun ve yazismalarin icinde kayboluyorum, takip etmeme imkan olmuyor cogu zaman. ama bahsettiklerinizi Pinar sagolsun her firsatta anlatti, anlatiyor. uc asagi bes yukari uygulamalari biliyorum. size de cok tesekkur ederim tekrar detayli anlattiginiz icin. benim disimda da bir cok kisi yorumlari dönüp okuyor. herkesin katkida bulunmasi oldukca guzel…

  12. Her şeyin gönlünüzce olmasını diliyorum 🙏🏻
    Sıkı takipçinizim ❤️ İyiki varsınız, iyiki yazıyorsunuz.
    Sevgiler ❤️❤️❤️

  13. Duygu Hanim,”Bezsiz Bebek”diye bir kitap var.Alternatif bakis acisiyla yontem onerileri var.Ben cok faydalanip, biraz da kendime gore uyarlamistim.En azindan rahatliyorsunuz.Bezi bir kere cikardin mi asla tekrar geri giydirmiyceksin yoksa ogrenmez,geri donus olur safsatalarina karsi bir ozguven ve rahatlik olusuyor.En onemlisi sizin en az stres yasiycaginiz yontem.Boylece siz rahatladiginizda cocukta rahatliyor.Rahat bir iletisim olusuyor.Her sey rayina giriyor.Ben herseyin vakti zamani olduguna inaniyorum.Ayni yurumeleri gibi.Hazir oldugu o ana kadar ne olursa olsun olmuyor sonra biranda gerceklesiyor..Kizimda basta ilk iki hafta hic baglamadim.Gelen gitti.Herhangi bir tutma,soyleme,farketme emmaresi yok.Kitapla ilgili bolumleri okudum.Tam olarak ayni olmasada kendi imkan,ruh halim ve cocugumun durumuna gore yontemimi belirledim.Yemeklerden belli bir zaman sonra oturttum.Sabah saatlerinde bir iki saat bezsiz dolastirdim.Sonravbu sureyi arttirdim.Isedikce farketmeyi ogrendi ve yavasca tutmayi.Bi ara cok sik kaciriyordu bunalinca bezliyordum gunun diger yarisinda.Ancak bezliyken dahi evde veya disarda tahmin ettigim surelerde,belirtilerde tuvalete goturmeyi ihmal etmiyirdum.Yada sorup hatirlatmayi.Disarda ev gezmesinde bezledim.Bazen parkta bahcede bezlemedim.Bunalinca bezliyor yada gunun 2-3 saatini bezsiz geciriyorduk farkindsligi olussun diye.Muhim olan bezli veya bezsiz hatirlatmak ve beze ragmen tuvalete goturmek.Bezin sadece kaza olmamasi icin,ona bilerek yapmamasi icin oldugunu anliyor bir sure sonra.Boyle boyle ben vazgecmeyi dusunurken bir ay sonunda birden soyledi ve devam etti.Vakti zamani bugunmus demekki dedim:)

    • Esra hanim ,
      O kitabi duydum ancak kitaba gerek olup olmadigindan emin olamadigim icin almadim. Dediginize ben de katiliyorum kesinlikle hic ilerleme yokmus gibi dursa da birden bir sey oluyor ve bir bakiyoruz hersey duzelmis. Ilginctir ki buraya yazdigim o gunden beri 1 kaka haric hic kaza yasamadik. Kakayi henuz soylemese de cisini daha cok soylemeye basladi. Husra hanimin cift kulot onerisi de ise yaradi diye dusunuyorum. 💗 Bir de birbirimize verdigimiz destek de cok iyi geliyor bana. Daha sabırlı davranabiliyorum. Mesajiniz da ayni sekilde cok iyi geldi. Cok tesekkur ederim. 🙏

  14. Merhabalar,
    Blogunuzu deli anne sayesinde keşfettim ve okulsuzluk konusunda bu kadar detay bilgi alabildiğim tek yer sizin yazılarınız oldu. İçime su serpildi ve ufkum genişledi biraz daha.
    Aslında ben yurtdışında yaşamıyorum. Türkiyede ikamet ediyorum. Ancak tahmin edersiniz ki, Türkiyedeki bir çok şey de olduğu gibi aslında temelinde eğitim sisteminin de çarpıklığından yılmış bir anneyim ki oğlum daha 5,5 yaşında ilkokul hazırlığa gidiyor. Buna rağmen son 3 yıla yakın bir zamandır okul – ev- veli üçgenleri beni çok yordu.
    Oğlum zor bir çocuk, bireysel olarak bir arada olduğunuzda hiçbirşey anlamazsınız ancak okulda ne oluyo ne bitiyor bilmiyorum (değiştirdiğimiz 4. Okulu bu yaşına rağmen) ancak arkadaşlarına vurması, yapılan aktiviteleri diğer çocuklara göre daha çabuk tamamlıyor ve çabuk sıkılıyor olması gibi en basit hali ile anlatabileceğim zorluklar bunlar yaşadığımız şuanda… Hal böyle olunca ve işin içine başka çocuklar girince, aileler de giriyor hali ile… Ve asıl kaos başlıyor.
    Kısacası aslında evde eğitim konusu belki bundan birkaç sene önce okuduğum bir şey olsa evet çok güzel ama çok da fantastik bir şeymiş derdim. Ancak hem oğlumun durumunu görüp hem de buradaki ve yabancı kaynaklardaki yazıları araştırdıkça çok da sıcak bakar oldum.
    Tek engelimiz halihazırda Türkiyede yaşıyor olmamız… Bunun da hukuki tarafını ayrıca araştırıyor olacağım ancak tek bildiğim, çocuğu her okula göndermediğin gün için 15 TL gibi bir ceza ödüyorsun devlete… o da yılda 3600TL ediyor… Vasat bir koleje gitse bundan daha fazla para verceğimizi düşünecek olursak eğer, geriye kalan parayı kenara koysak, lisede de yurtdışında bir liseye vermenin mümkünatı olur mu olmaz mı bunu öğrenmek istiyordum açıkçası.
    Yani Liseye kadar evde eğitim almış olsa, İngilizcesi de bu yönde yeterli olsa, Türkiyede evde eğitim gördüğünü iletmemiz yurtdışındaki liselere başlangıç için ya da en azından son yılını orada okuması için bir engel teşkil eder mi acaba ? Orda 1 yıl lise okumasından kastım da ne olur ne olmaz Türkiye’ye geldiğinde Lise dengi bir okuldan mezun olduğunu göstermek amaçlı sadece, daha sonrasında Türkiyede kalma durumu olursa diye… Daha sonra devam etmek isterse tabii ki üniversite kısmı oğlumun bileceği iş olur diye düşünüyorum. Sizin de fikrinizi almak istedim bu konuda. Sevgiler,

  15. Sevgili Irem, kusura bakmayin bloga yazi dizisi bittikten sonra donemedim. Aslinda sorunuzun cevabini ben de bilemiyorum. 13. bolumde bu konudaki kaygilarimi ve mumkun olup olamayacagini anlatmaya calismistim. Turkiye de homeschooling yasal olmadigi icin, yurtdisindaki okullar kayit sirasinda belge isterlerse bunlar nasil saglanabilir ve yeterli olur mu bilemiyorum. Ama sunu biliyorum, Amerika da bazi eyaletlerde homeschooling kanunlari oldukca esnek, bu eyaletlerin listesini yorumlarda yazmistim, siz de internetten arastirabilirsiniz. Bu eyaletler okul kayitlari sirasinda hic bir evrak istemeyebilir de. Henuz biz de o noktada olmadigimiz icin arastirma geregi duymadim ama tahminim bu yontemle mutlaka bir cikis yolu bulunabilir. Avrupa yi hic bilemiyorum. Yalniz son zamanlarda ogrendigime gore Kanada daki universiteler kabul icin lise diplomasi istemiyormus. Yani aynen sizin de dile getirdiginiz gibi, cocuklarimiza ilkokuldan baslayarak harcayacagimiz ozel okul, kolej vs ucretlerini biriktirsek yurtdisinda lise diplomasi alabilmeleri, ustelik universiteye devam edebilmeleri icin oldukca ciddi bir meblaga ulasmis oluruz, eger maddi imkanlarimiz yeterliyse. Zaten bu noktada universite mezunu olmanin kredibiliritesini de tartismaliyiz… alternatif olarak online programlar var. Eminim bu yola bas koyan aileler olarak zamani gelince bunlari da paylasip tartisacagiz. Yalniz degilsiniz…

Comments

HOŞGELDİNİZ

Toprak ve doğayla bütünleşmek, evde üretmek, çocuklarımızla okulsuzluğu öğrenmek ve yavaşlamak için çabalayan beş kişilik küçük bir aileyiz. Ziyaret ettiğiniz için teşekkürler.