okulsuzluk- 10. bölüm: okulsuz hayat için düzenlemeler ve ev hayatı…

okulsuzluk- 10. bölüm:  okulsuz hayat için düzenlemeler ve ev hayatı…

okulsuzluğun hayatımızın merkezine oturmasıyla, evimizin düzeni ve ihtiyaçlarımız da çok yönlü bir değişim sürecine girmişti. okulsuzluk sadece zihnimizi yeniden yapılandırmakdan ibaret değildi, yaşantımızın da yeni seçimlerimize uygun olarak düzenlenmesi gerekiyordu. bunun nasıl yapabileceğimizi, ilk günlerden kestirmemiz pek mümkün olmadı. etrafımızda, evde eğitim veya okulsuzluk yapan ailelerin yaşantılarını gözlemleme fırsatı buluyorduk, fakat değişimi gerçekleştirmek her zaman mümkün olmuyordu. bizim aile yaşantımız, ve içinde bulunduğumuz koşullar, sadece bize özeldi ve ihtiyacımız olanları kendi koşullarımıza adapte edebilmeliydik.

ilk dönemlerde en zorlandığımız konulardan biri çocuklarla birlikte 24 saat geçirmeyi kabullenmek oldu. yaşadığımız toplumda, çocuklar belli bir yaştan sonra, hatta çoğu zaman 3 yaşından sonra, yarım günlü bir kreş veya okula başlıyor, ve 5 yaşından sonra da anaokuluna, ve oradan da ilkokula geçiş yaparak günlerinin büyük çoğunluğunu ev dışında geçiriyorlardı. okulsuzluk kararımızla birlikte, ev içindeki yaşantımıza aile olarak birbirimize uyumlu bir şekilde devam edebileceğimiz ve anne-baba olarak, bizim de işlerimizi sağlıklı yürütebileceğimiz yeni bir düzen kurmalıydık. elbette hayatlarımızın merkezinde, çocuklarımızla birlikte, kendi işlerimiz de olmak zorundaydı. bülent,  almila doğmadan 2-3 sene önce ve yüksek lisansını bitirdikten hemen sonra, kendi şirketini kurmuştu. günün büyük bir bölümünü ona ayırdığımız ev ofisinde, bilgisayar başında geçiriyordu. ben de, akademik çalışmalarımı dondurmama rağmen, günün büyük bir kısmında, ve çoğunlukla bilgisayar  başında,  okumalarım ve araştırmalarımla meşgul oluyordum. bütün bunlar, bizim için normaldi. anne baba olarak çalışmak zorundaydık. çocuklarımızın oyun, duygusal ve fiziksel ihtiyaçlarını da günün belirli saatlerinde dönüşümlü olarak karşılıyorduk.

okulsuzluk felsefesini benimsedikten bir müddet sonra, hayatımıza iş odaklı devam edemeyeceğimizi farketmeye başladık. bununla birlikte, yaşamımızı idame ettirebilmemiz için belirli bir gelirimizin olması gerekiyordu. fakat, çocuklarımızın, günlerinin büyük bir bölümünü, bilgisayar başında geçiren bir anne babayı rol modeli olarak alması da mantıklı gelmiyordu. yine aynı zamanlarda, teknoloji ve medyanın, çocuk gelişimi üzerindeki olumsuz etkileriyle ilgili okuduğum araştırmalardan etkilenmiş, bu konuda bir değişimin gerekliliğini savunur olmuştum.

bu dönemde, hayatımızı yeniden gözden geçirme ve önceliklerimizi sil baştan belirleme konusunda bülent le derin sohbetler yapmaya başladık. benim hayalimde, (özellikle radical homemakers kitabını da okuduktan sonra), şehir merkezinden uzaklaşıp, daha kırsal bir alanda arazisi olan küçük bir eve taşınıp, ihtiyaçlarımızı minumuma indirip, gıdamızı da tamamen kendimiz yetiştirebileceğimiz, sistemden uzaklaşabileceğimiz, çok daha basit bir yaşama kavuşmak vardı. çok kısıtlı bir bütçeyle ve o ana kadar ki birikimlerimizle, bunu yapabileceğimize inanıyordum. bülent ise bir çok konuda benimle hem fikir olmasına rağmen, böyle bir geçişe henüz hazır değildi. belki ben de hazır değildim; ama bir şeyleri değiştirme ihtiyacı da hissediyordum. bülent in büyük emeklerle, uykusuz gecelerle, kurduğu işini bir günde terkedip, çiftlikte çalışmasını beklemek ona da büyük haksızlık olurdu. diğer taraftan, hem sistemin içinde olup,  hem de sistemden kopuk bir hayat kurmaya çalışmak da bana mantıksız geliyordu. bülent in kararlılığı devam edince, çocuklarımıza verebileceğimiz çok daha özgür bir ortam sunma hayallerimi de yavaş yavaş ikinci plana atmak zorunda kaldım. sonuçta, mortgage ile aldığımız bir ev vardı, onu satarsak, büyük ihtimalle zarar edecek ve o ana kadar biriktirdiğimiz ve eve yatırdıklarımızı da kaybedecektik. evi satma durumunda, eve yatırdığımız ana paramızın çoğu, emlakçı ve satış masraflarına gidecekti. bu durumda yapabileceğimiz tek şey, elimizdeki imkanlarımızla yolumuza devam etmekti.

biraz oturup düşündükten sonra gündüz belli saatler dışında, işlerimizin büyük çoğunluğunu çocuklar uyuduktan sonra halletme kararı aldık. çocuklar, çok küçük yaşlarından itibaren erken saatlerde uyumaya alışmışlardı, özellikle kış saatlerinde akşam 6-7 gibi uyuyorlardı. bülent,  gündüz 3-4 saat çalışırsa, geri kalan işlerini de gece, çocuklar uyuduktan sonra, çalışarak halledebileceğini söyledi. ben de okumalarımın ve işlerimin çoğunu gece halledebilirdim. aynı zamanda daha sürdürülebilir bir hayatın temellerini oluşturmak için, bahçe işlerine odaklanabilir; gereksiz alışverişleri tamamen kesebilir, ihtiyaçlarımızı da minumuma indirgeyebilirdik.

önceliklerimizin farkına varmak, ve bunun üzerine çalışmak; okulsuzluğu devam ettirebilme adına attığımız en büyük adımdı. okulsuzluk, hayatı paylaşmak anlamına da geliyordu. herkesin kendi işine gömüldüğü bir hayat yerine, bütüne odaklandığımız ve hepimizin birbirimize katkısı olabileceğini farkettiğimiz bir ortam oluşturmak, ve şartlarımızı bu doğrultuda esnetmek önemliydi.

okulsuzluğa daha iyi odaklanmamızda; ekonomik refaha dönük bir yaşamdan uzaklaşıp, elimizdekilerle yetinmeyi, yani “evde üretmeyi”, “azalmayı” ve alışverişlerimizi “ikinci el” üzerinden devam ettirebilmeyi öğrenmemizin, ve bütün bunları bir hayat felsefesine dönüştürmemizin de büyük katkısı oldu.

benim çocukluk ve gençlik yıllarımda, türkiye de tüketim kültürü,   iyice kök salmaya başlamıştı ve bundan hepimiz nasibimizi almıştık. ailecek yeni yapılan alışveriş merkezlerine sadece gezmek için gidiyor, ihtiyacımız olmayan bin bir türlü eşyayla ve poşetlerle eve geri dönüyorduk. bu bir müddet sonra alışkanlık yaratmış, her hafta sonu alışverişe gitmek adet olmuştu. evimizdeki eşyalar sürekli artıyor veya yenileniyor, ve kendimizi bir tüketim çılgınlığının içinde kaybediyorduk. sanırım bu dönemde herkes bundan nasibini almıştı. sahip olanlar, sahip olamayanlara, biraz da dudaklarını bükerek bakar olmuştu.

yirmili yaşlarımın başında, amerika ya elimde iki bavulla geldiğim, ve hesabımı kitabımı iyi yapmak, ve harcamalarıma dikkat etmek zorunda olduğum o ilk yıllarda, kaybettiğim özgürlüklere biraz da içerlemiştim. uzun süredir burada yaşayan arkadaşlarım, bizi sürekli ikinci el eşya dükkanlarına götürüyor, fakat belki de titizlik ve belki de kendi komplekslerim yüzünden pek de oralı olmuyordum. bir iki sandalye dışında evimdeki her eşyayı en ucuzundan, fakat yeni almayı tercih etmiştim.

evlendikten sonra ve almila nın doğumuyla, kendimizi başka bir alışveriş dalgasının içinde bulmuştuk. internet alışverişlerinin de hayatımıza girmesiyle; evimizdeki eşyaların, kıyafetlerin, ve plastik oyuncakların sayısı her geçen gün biraz daha artıyordu. haftalık düzenli alışverişlerimiz devam ediyor, ve maalesef bir süre sonra kullanmayacağımızı bildiğimiz bir çok eşyayı evimize taşımaya devam ediyorduk. çünkü bize öğretilen ekonomik özgürlük, alım gücümüzle orantılıydı. ne kadar alabiliyorsak, yaşam şartlarımız o kadar iyi ve kaliteli olabilirdi. tüketime odaklı bir hayat, ister istemez, sürekli bir çalışma ve kazanma hırsını da beraberinde getiriyordu. daha fazlasına ve daha iyisine sahip olmak bulaşıcı bir hastalık gibiydi. almila 1 yasındayken şu anda oturduğumuz evimizi almış, ama bizim kafamızdaki standartlara uyması için, içinde bir sürü yenilikler yapmıştık. ev sahibi olmak, onu döşemek, yerleştirmek, yenilemek yeni külfetler getirmiş, dolayısıyla bülent de, ben de, sahip olduğumuzu sandığımız refahın devamı için daha çok çalışır olmuştuk. hayatı daha derinlemesine sorgulamaya başladığımızda ise kendimizi büyük bir eşya yığının ortasında bulduk. işe yaramaz, kalitesiz, estetikten yoksun eşyalar evimizi dolduruyordu ve buna izin veren de bizlerdik.

waldorfu araştırmaya başladığım ilk dönemlerde, kızına waldorf felsefesiyle evde eğitim veren yeni bir arkadaş edinmiştim. onu yakından tanımaya başladıkça, evlerini ziyaret ettikçe, hayatlarının ne kadar basit ve sade olduğunu gördükçe, ve sahip oldukları her şeyi ikinci el olarak aldıklarını öğrendikçe, bizim sahip olduklarımızı daha bir sorgular oldum. bu zamana kadar evime ikinci el olarak,  bırakalım koltuğu masayı, çatal bıçak bile getirmekten hoşnut olmazken, arkadaşımın bütün evini bu şekilde döşemiş olması bende büyük bir hayranlık uyandırmıştı. onlar için önemli olan “tüketimin” etik boyutuydu ve seçimlerini bu etik kabullenişe göre yapabiliyorlardı. üstelik evindeki eşyalar oldukça güzeldi. evlerine girince huzur hissediyordum; boş alanlar, sade boyanmış duvarlar, ahşap mobilyalar, hepsi bir araya gelince mistik bir hava oluşturuyordu.

kendimizi hesapsız ve özentisizce alışverişe adarken, arka planda neler olduğunun farkına varamıyorduk. evimize aldığımız ve nereden geldiği belirsiz, fabrika çıkışı eşyaların hayatımıza saçtığı toksik kalıntılar bir tarafa, dünyanın bir diğer ucunda insanlar, bütün bunlara çok ucuza ulaşabilmemiz için kölelik düzeninde hayatlarını geçiriyorlardı. öğrendikçe, anladıkça, ve üzerinde düşündükçe kendimizi ne kadar da büyük bir boşluğun içinde yok ettiğimizin farkına vardım. evet, tam olarak buydu, kendi hayatımızı anlamsızlıklar içinde yok ederken, alışveriş için ordan oraya koştururken, ardımızda bize dair hiç bir kalıntı bırakmıyorduk. belki farkında bile olmadan içimizle, kendimizle değil; dış görüntümüzle ve sahip olduklarımızla var oluyorduk.

bunları bülent le paylaştıkça biz de yavaş yavaş bir değişimin içine girdik. bülent bir işçi ailesi çocuğu olarak çok daha zor koşullarda büyümüştü. fakat zor koşullarda büyümenin getirdiği, daha iyiye elde edebilme hissi de vardı, değişmek istiyorduk ama sahip olduğumuz her şeyi değiştirmek de anlamsız geliyordu.

bütün bu ikilemlere rağmen, eğer okulsuzluğa devam edeceksek, çocuklarımızın ev içinde sahip olabileceği daha özgür alanlar oluşturabilmeliydik. ister istemez mobilyaların bir kısmını satmaya başladık, oyuncakların çoğunu bağışladık. bize yük getiren her şey, birer ikişer elimizden çıkmaya başladıkça, verdikçe, ve azaldıkça biz de hafiflemeye başladık.

ben de, daha önce pek hoşnutsuz girdiğim ikinci el eşya dükkanlarında, artık daha bir alıcı gözüyle bakarak dolaşıyordum. bir taraftan giden eşyaların yarattığı boşluğu doldurmamak için çabalarken, diğer taraftan da çocuklarımızın ev hayatını iyileştirmek için bazı yenilikler yapmamız gerekiyordu. evdeki odalardan bir tanesini almila ve bennu ya uyku odası olarak ayarlamıştık. benim akademik hayatımı sonlandırmamla, çalışma odamdaki bütün eşyalardan kurtulup orayı da çocukların kullanımına uygun bir çalışma ve oyun odasına dönüştürmeye karar verdik. ihtiyacımız olan bütün eşyaları mümkün olduğu kadar ikinci el bulmaya gayret ediyorduk, veya ahşap, basit ve çok amaçlı kullanılabilir malzemeler ediniyorduk.

fakat zamanla okulsuzluğun bir odaya tıkıştırılmasının okulsuzluk değil ev eğitimi olmaya başladığını hissettik. bizim varsayımımıza göre, çocukların eşyaları sadece iki odaya yerleşecek, evin diğer köşelerinde bizim düzenli hayatımız devam edecekti. halbuki bu demoktratik, herkesin ihtiyacına cevap veren bir düzen oluşturmuyordu. çocuklara evin her yerinde nefes alabilecekleri yeni ortamlar yaratabilmeliydik. ev sadece bana ve eşime ait değildi, bizim kadar çocuklarımızın da oyun oynama, çalışma, okuma, ve dinlenme ihtiyaçlarını, evin herhangi bir bölümünde rahatlıkla giderebilmelileri için uygun koşulları hazırlayabilmeliydik. üstelik bu aile ilişkilerimizin sürekliliği, sohbetlerimizin gün içerisinde devam edebilmesi, ve çocuklarımızın hayatındaki aidiyat hissini güçlendirmesi için oldukça önemliydi.

geleneksel ev ve eşya edinme kavramlarını sorgularken, “ev” kelimesinin benim için ifade ettiği anlamda değişmeye başladı. okulsuzlukla birlikte, evde sahip olduğumuz her eşyanın bir amacının olması, bizim yaşantımıza bir katkıda bulunması fikrini benimsedim. evimiz bizimle birlikte “yaşıyor” olmalıydı; gerektiğinde bizim ihtiyaçlarımıza göre değişebilmeli, dönüşebilmeli ve yenilenebilmeliydi. “ ikinci el” eşyaya odaklanmak, “evde üretmek” bize gerçek anlamda“okulsuz” bir yaşamın kapılarını da acıyordu. biz değiştikçe, çocuklarımız büyüdükçe bizimle birlikte eşyalarımız gerektiğinde azalabiliyor, ve gerektiğinde değişebiliyordu. evin farklı köşelerinde, hepimizin kullanımına açık ortamlar oluşturmak önemliydi.

bu arada bülent de gün içerisinde eve daha çok katkıda bulunabilmek ve daha etik olarak yaşantımızı sürdürebilmek adına masa, kitaplık, vs gibi ihtiyaçları evde kendi yapmaya başlamıştı (özellikle pinterestteki DİY (kendin yap) board larının verdiği fikirler bu adımı atmamızda çok yardımcı oldu). elbette sahip olduklarımızın yüzde yüz etik yollarla elde edilmiş olması mümkün değildi; ama çaba sarfetmek, elimizdekilerle yetinmeyi öğrenmek bize yeni bir dünyanın kapılarını da açmıştı. ben de mümkün mertebe hem kendi hobilerimi geliştirmiş ve ilgi alanlarımı genişletmeye başlamış, hem de üreterek az da olsa eve destek olmaya başlamıştım. üstelik, bütün bunları yaparken, kendimle daha barışık biri haline geliyordum. ben yavaşladıkça, çocuklarımda yavaşlıyor, hep beraber hayata daha bir farkındalıkla bakabiliyorduk. üstelik, çocuklarımıza,  evin dışında veya bilgisayar başında onların çoğu zaman anlayamadığı bir işte niçin çalıştığımızı anlatmak yerine (ki hala anlatmak zorundayız );   “evde veya bahçede üreten”, ve “tüketmemeye çalışan” bir ebeveyn modeli olmak bizi daha çok tatmin ediyordu.

bütün bunları benimsemek, farketmek, anlamak, ve en önemlisi de kökten değiştirmek bir gecede olmadı, bir iki ayda da olmadı. yıllar sürdü. ve bugün geldiğimiz noktada beni en mutlu eden; gerektiğinde sıfırdan başlayabileceğimizi ve yolumuzu yine bulabileceğimizi bilmek, ve daha da önemlisi;  bunu, çocuklarımızın kendi yaşantılarında da bir felsefe olarak edinmelerine aracı olmaktı.

bizim bu yaklaşımımız, kendi değişim sürecimiz, çocuklarımızın da karakterlerinin şekillenmesine büyük etkisi oldu. sürekli talep eden, ihtiyaç duyan, isteyen çocuklar olarak büyümediler. hatta tam tersi, üreten ve gereksinimleri için ikinci eli hazine avcılığı gibi algılayan, ve zorunlu olduklarında da alternatifler geliştirebilen; bunun yanı sıra itiraz eden değil, katkıda bulunan, hayata katılan çocuklar oldular.

bu çabalarımızın yanısıra, çocuklarımızın eğitim yaşantılarında taviz vermediğimiz, ve olması gerektiğine inandığımız , eşyalar da edindik. daha önce de belirttiğim gibi çocuklarımızın, ortalık dağıldı veya karıştı kaygısı yaşamadan, özgürce üretebilecekleri bir ortama, ve kaliteli materyallere sahip olmaları bizim için önemliydi. üretirken kullandıkları kağıt, kalem, boya setleri, ip, keçe, kil , kumaş vs gibi malzemeleri edinirken en iyisini almaya çalıştık. çocuklar, sürekli ucu kırılan boya kalemleri, içinde ne olduğu belirsiz hemen dağılıp yok olan pasteller, rengini vermeyen suluboyalar veya adı resim kağıtlarıyla cebelleşmesinler istedik. bunun yanısıra küçük dokuma tezgahları, mikroskop, teleskop, dürbün, dikiş makinası, müzik aletleri gibi (“oyuncak olmayan”; keman, gitar, keyboard, davul, flüt vs), çocukların farklı yönlerden gelişimlerine yardımcı olabileceğini düşündüğümüz, onların dünyalarını zenginleştirecek ve ilgi alanlarını keşfetmeye yardım edecek ve aynı zamanda evde herkesin kullanabileceği materyallare yatırım yaptık.

kitap edinmek de (ikinci el veya yeni) bizim için öncelikliydi. ama içerik açısından her zaman araştırıp çocukların yaş dönemlerine en uygun olanları seçmeye çalıştık. her ne kadar şehrimizin zengin bir kütüphanesi olsa da; “okulsuzluk” için çocuklarımızın da zengin bir kütüphaneye sahip olmasını hedefledik.

ev hayatımızda yaptığımız değişimlerin yanı sıra, çocukların doğa ve toprakla bütünleşmeleri için de oldukça çaba sarfettik. özellikle yaz aylarında, bahçede onlara ait birer alan oluşturup, kendi sebzelerini veya çiçeklerini ekim ve dikim yapabilmelerine fırsat verdik. düzenli doğa yürüyüşlerimizi aksatmamak için kullanımı rahat, şu geçirmez botlar ve daha profesyonel kalitede sırt çantaları edindik. yaz ve kış, her türlü hava durumunda dışarıda rahatça oynayabilmeleri için ; çoğunlukla ikinci el ulaşamadığımız mevsimsel kıyafetleri el altında bulundurmaya özen gösterdik (özellikle kış ayları için, kar pantalonları, kar botları, şu geçirmez yağmurluklar, yün çoraplar ve yün içlikler vs. gibi).

büyüdükçe ve ilgi alanları ortaya çıktıkça; bu konularda gerekirse özel ders alabilecekleri öğretmenler bulmaya çalıştık. almila 7 yasında binicilik dersleri almaya başladı, ve son 4 senedir de devam ediyor. şu anda bize maddi külfeti oldukça ağır olsa da, önümüzdeki senelerde çiftlikte gönüllü çalışarak, ve maliyetleri azaltarak daha özgürce hobisini devam ettirebilme fırsatı yakalayacak. veya biz kırsalda daha farklı bir yaşantıya geçebilirsek, belki bir atın bakımını da üstlenebileceğiz.

bunun yanı sıra, çocukların her ikisini de, küçük yaşlarda bir enstrüman çalmaya teşvik ettik. fakat bu girişimimiz büyük bir hayal kırıklığıyla sonuçlandı. bir müddet sonra enstrüman çalmayı öğrenmek, anne babanın pratik yapılması için zorladığı, ve çocuklarında her fırsatta kaçındığı bir mücadeleye dönmeye başladı. biz de bu noktada yine çocuklarımızı dinleyip geri adım attık, ve bunu çocukların kendi isteklerine bırakmaya karar verdik. belli bir yaştan sonra, her ikisi de ilgi duydukları enstrümanları dile getirip, ders alma konusunda büyük bir kararlılık gösterdiler. şu anda almila keman ve bennu da piyano dersleri alıyor. her ikisi de, yine büyük bir özveriyle, bizim herhangi bir etkimiz veya cesaretlendirmemiz veya hatırlatmamız olmadan çalışmalarına devam ediyor. diğer taraftan, çocuklarımızın bir enstrüman çalabilmelerini desteklerken ; bunu profesyonel veya kariyer odaklı olarak devam edebilmelerini umut ettiğimiz için yapmadık. hatta tam tersi,   hayatın gerçekleriyle mücadele ederken sığınabilecekleri ve kendilerini özgürce dinleyebilecekleri alanları genişletmek için bir fırsat olarak gördük.

elbette, bütün bunlar, özel dersler, grup dersleri, kamplar, “süreklilik” halinde anne babanın omuzlarına maddi olarak ağır yükler de ekliyor. ailemizin bütünlüğünü korumak ve “okulsuzluk” acısından önceliklerimize önem verebilmek için, şartlarımız değiştikçe, bu derslerin “gerekliliğini” de tekrar değerlendirmekte fayda olduğunu düşünüyorum (bunların yokluğu bence bir mahrumiyet olmayacaktır; 12. bölümde, dışarıdan alınan özel ders desteklerinin gerekliliği ve alternatiflerinin neler olabileceği konusuna da değineceğim)

bugün geldiğimiz noktada, “okulsuzluğa” devam edebilmek için hayatımızdan çıkartmak zorunda olduklarımızın her zaman kayıp olmadığını, hayatımıza katmak için çabaladıklarımıza da,  her zaman sahip olamayacağımızın çok daha farkındayız. “okulsuzluk” bizim için bir eğitim felsefesinden öte, bir yaşam felsefesi… değişime, dönüşüme, ve yenilenmeye; fikirleri genişletmeye ve sorgulamaya, farklı perspektiflerden yaşamı görmemize ve değerlendirmemize vesile olan bir gözlük aynı zamanda.

okulsuzluk gözlüğünü taktığımız zaman; sahip olduklarımızı stabil hale getirmek için,  etraflarına kalın duvarlar öremeyeceğimizin, hatta bunu yapmanın bizi nasıl kısıtlayabileceğini ve gelişimimizi nasıl engelleyebileceğinin de farkına varıyoruz. bizim yapabileceklerimiz; insanın özündeki iyiyi ortaya çıkarmak veya o iyinin bozulmaması için destek vermek, ve ebeveynler olarak en çok da “bunun için” gerekli şartları ve ortamı hazırlamaktan ibaret, ve bundan fazlasını kontrol etmemiz de pek mümkün değil aslında.

PS. aşağıdaki fotoğraflarda evdeki oyun ve çalışma alanlarını, ve çocukların kütüphanelerini paylaşıyorum. her fotoğrafın altına da ilgili notlar ekledim.

bundan sonra:

okulsuzluk- 11. bölüm: yasal olarak “evde eğitim”

okulsuzluk- 12. bölüm: ya sonrası?

okulsuzluk- 13. bölüm: doğru bilinen yanlışlar ve sık sorulan sorular

48 Responses to okulsuzluk- 10. bölüm: okulsuz hayat için düzenlemeler ve ev hayatı…

  1. Erkek çocuğu ile kız çocuğu arasında ne kadar fark varmış. Her çocuğun elinde telefon her çocuğun evinde bilgisayar olunca ister istemez haberdar oluyor ve engel olmak çok zorlaşıyor.elinlmden geldigi kadar uzak tutsamda genede istedigim gibi olmuyor tabi. Gercekten harika bir is basarmissiniz.Böyle bir eğitim ülke içinde çok zor.devlet okulları berbat burada malumunuz.bizde cinari havuzu olan bol etkinlikli kocaman bahcesi olan rahat edebilecegi bir ozel okula yazdirdik. umarım mutlu olur. Başarı okulun sağladığı birşey değil ondan eminim okulu bir gram umursamiyorum hiç unursamadim. Madem mecbur okula gitmeye bari eglensin mutlu olsun dedim. Inşallah pişman olmayız. Neyse meşgul ettim. Tekrar tebrik ederim

    • Sevgili Muge, hepimiz çocuklarımız için en iyisini istiyoruz, ve elbette hepimizin şartları farklı. önemli olan, çocuklarımızın çocukluklarını koruyabilmek. Ya da en iyiyi verme sevdasına düşüp, onların da bir yolculuğu olduğunu unutmamak… İnanıyorum Çınar yeni okulunda çok mutlu olacak, yanında onun ruhunu bozmak istemeyen bir ailesi var. Ne mutlu hepinize…

  2. Husra hanim yine ben:(
    Sanirim yavastan yavastan benim gözüm korkmaya basladi.
    Yani siz o kadar guzel bi duzen ahenk oturtup surduregelmissiniz ki,bendeki iki kiz bi oglanda tam sizinkiler gibi.yapamayacak miyimki der oldum.
    Tabiki hepimizin imkanlari ulkeleri vs ayni seylere musade etmiyor ve biraz baska biraz eksik veya fazla olabilir bazi seyler.ama ustesinden gelemeyip tabiri yerindeyse elime yuzume bulastirirım mi acaba demedim degil…
    Buarada nekadar xok zeynep var takipci isim veya gercek isim olarak.dikkatimi cekti:)
    Coook sevgiler.
    Minikleri tebrik edip sevgilerimizi ginderdik..

    • Evet, çok Zeynep olması benim de dikkatimi çekti, hangi Zeynep kimdi karıştırmaya başladım.

      Gözünüz korkmasın lütfen, biz bu işi yapan milyonlarca aileden sadece biriyiz ve 6 senedir bu işin içindeyiz. Benim anlattıklarım sizin için sadece bir başlangıç noktası olabilir, siz kendi koşullarınızda, ailenize uyan çok daha farklı bir sistem kurabilirsiniz. Benim bu kadar detaylı anlatmamın sebebi “mümkün” olabileceğini göstermek ve çocuklarımız adına hepimizin “farkındalığının” artmasına bir nebze katkıda bulunmak. İnanın yazdıklarımdan en çok ben öğreniyorum, nasıl oluyor diye sormayın, bir şekilde oluyor :) çok sevgiler…

  3. Blogundaki daha hiçbir yazıyı okumadım ama göz gezdirdim ve ilgimi çekti sanırım hala travmalarını çektiğim okul ile ilgili garip bir şeyler yazıyorsun takip edeceğim

  4. gercekten buyuk emek harcandigi ortada, bu cabanin bosa gitmeyecegi kesin. evet Zeynep hanim da soylemis sizin oturmus olan duzeniniz ilk bakista gozu korkutabiliyor ama yilmayalim derim Zeynep hanim. oturup iyice okuyup arastirmam gerekiyor ki iyice kafama oturmasi sart. once ben kabullenmeliyim ki hem esime anlatirken hem de cocuguma uygularken kafaya koymus bir sekilde odaklanmis olmaliyim. ortada bir taslak var ama herkes imkanina ve cocugunu gore bunlari dolduracak. ama yilmayacagim uygulayanlar ile tanismak belki guzel bir baslangic olabilir

    • çok güzel ifade etmişssiniz. sonuç sizi nereye götürürse götürsün ( ki elbette replika olmayacak deneyimlerimiz) o içsel yolculuğu başlatıp değişime ve farkındalığa “evet” demek önemli olan. ben de bugün anlattığım yerde kalmayacağım, bu mümkün değil, hayat la beraber yenilenmeye ve dönüşmeye devam edeceğiz. sevgilerimle…

  5. Yeniden merhaba Hüsra hanım,
    Ben de Zeynep bu arada :) oğlum da Seyyah, biz ailecek seyyah olmuş gezen bir aileyiz.
    Ve bir nevi sizin gibi değişen, değişimi seven bir aile.
    10. Bölümü görünce yüzümde güller açtı, kahvemi yapıp, zevkle okudum.
    Oğlum henüz 2,5 yaşında ve şimdiden okulsuz hayata karar verip de , sene itibariyle önümüzde
    bu örnek hayatları gözlemleyerek, paylaşımların hayatımıza kattığı fikir zenginliğine sahip olmak
    beni gerçekten çok mutlu ediyor. Paylaşımlarınız ve verdiğiniz ilham için çok teşekkür ederim.

  6. on bölümdür sessiz sedasız okuyorum…ama bu bölüme sessiz kalamadım…bu seri okulsuzluğu anlatan bir yazı dizisi gibi görünse de,bundan çok daha fazlası…çoçuğum olmadığı için sistemler hakkında çok bir bilgim yok,okudukça ne kadar cahil olduğumu da anladım…çocukların eğitimi adına değil,bir “insan” nasıl yetişir,yetiştirilir,bunun adına…yalnız çocuklar da değil üstelik,ebeveyn ve aile olmak,yaşamı sadeleştirmek,eşya esiri olmaktansa,onların sana hizmet etmesini sağlamak…öyle cümlelerin,öyle tespitlerin var ki Hüsra,yeni bir ev kurmak için debelendiğim şu günlerde tokat gibi geldi hepsi…yeni bir şehre taşınmak,yeni bir iş yerinde,yeni insanlarla çalışmak,içinde hiç eşyası olmayan bir evde yaşamaya çalışmanın üzerime bindirdiği yükü sorgularken,farklı açılardan da sorgulamama da neden oldun…sen sadece yaşadıklarını yazıyor gibiyken,okuyana da çölde su gibisin…

    • Sibel’cim ne guzelsin, sagolasin. Iyi ki varsin. Tasindiktan sonraki durumu okudum IG de ama ses de edemedim. icimden cok guclu bir ses dur hele diyordu, bu olanda cok buyuk bir hayır var. Inaniyorum bu belirsizliklerin hepsinin ardindan buyuk bir guzellik nasip olacak size. Bunu sen de biliyorsun, değil mi? Çok öper, sarılırım.

  7. Sevgili Husra
    Oncelikle emeginize saglik. 10. Bolum benim en cok bekledigim bolumdu diyebilirim cunku okulsuzluktan onceki yasaminizi ve gecis surecinizi merak ediyordum.Merak ettigim bir cok sorunun cevabini aldim. Biz de aile olarak bir gecis surecindeyiz ancak zaman zaman “nasil yapariz?” sorularini kafamda dondurup umutsuzlastigim olabiliyor. Ama sizin de benzer bir surecten gecerek bugunlere geldiginizi gormek bana guc verdi. Alinmis olan esyalarin ve ya hayat tarzimizin degisimi daha fazla zaman alacak olsa da yenilerini almamak gereksiz olan esyalari gerek satarak gerekse bagislayarak ev hayatimizda azaltma ve degisim surecine basladik. Bu konuda sizden tavsiye alarak okudugum turkceye ‘daha sade bir hayat’ olarak cevrilen kitabin da katkisi buyuktur. Ki ben esyalarimi kolay veremeyen ve ya atamayan bir insandim. Kizimiza esimin yaptigi ahsap mobilyalardan bir oda hazirladik ve tamamlamaya calisiyoruz. Okulsuzluk bize yeni bir is kapisi araladi bile diyebilirim. Esim benim gibi okulsuzluk uzerine arastirma yapip okumalar yapmasa da bu konuda ona ne dersem mantikli buluyor cunku yapi geregi benden daha yatkin birisi.Bu bakimdan ben de kendimi sansli hissediyorum. Kafa yapisi olarak once bizim okulsuzlasmamiz gerekiyor Insallah biz de sizin gibi kendi okulsuz hayatimizi olusturup bu yolda mutlu bir sekilde ilerleyebiliriz.
    Bizimle paylastiginiz hersey inanin cok makbule geciyor.Cok tesekkur ederim.
    Sevgiler

    • sevgili Duygu, aslinda kucuk is sahibi olmak, ev uzerinden ticaret yapmak, kendi urettiklerinizi satmak vs gibi; bunlar amerika da da evde egitim yapan, cocuklariyla birlikte olmayi tercih eden bir cok ailenin secimi, neden olmasin? etsy e bakarsaniz, bir cok kisi yasantisini bu yonde calisarak kazanabiliyor. onemli olan buyuk paralar kazanmak da degil, kendi yagimizda kavrulmak, daha fazlasina ihtiyacimiz olmadigini farketmek. zaten tuketmeyi azalttigimiz zaman, onceliklerimizi belirledigimiz zaman hayat daha farkli akmaya basliyor. eskiden her TR ziyareti oncesi, ailelerimize ne hediye goturecegiz telasi yasardik, sorardik ne istersiniz vs. diye; onlarda kizim siz sag salim gelin yeter birseye ihtiyacimiz yok derlerdi, sagolsunlar. ama ben illa alacagim ya, son iki haftami alisveris merkezlerinde harcardim. artik elimi kolumu sallayarak gidiyorum, opuyorum sariliyorum. meger gercekten hic bir seye ihtiyaclari yokmus, ben buradan tasiyarak onlarin esya yukunu artirmaktan baska bir sey yapmiyormusum 😳

      elbette burada cok daha oturmus bir sistem var, ama bizde de olacak, dunya bu yone dogru akiyor… ben de yurekten destekliyorum yeni isinizi :)

  8. pekala merak ettigim birsey daha var, 2-3 yaslarindaki cocuklara neler yaptirabiliriz? konu disi belki ama yorum yazn arkadaslarin da katkilari olursa cok sevinirim.

  9. Butun seriyi cok severek okudum, heyecanla takip ettim. Emeklerinize, cesaretinize ve acik yurekliliginize hayran kaldim.
    ilk bastan beri merak ettigim bir konu var. cocuklariniz okula gitmek istemedi mi? veya etraflarindaki diger cocuklari gorup biz neden gitmiyoruz diye sorguladilar mi?

    • sevgili Asli, asil ben size okudugunuz icin cok tesekkur ederim.

      Acikcasi biz de hep tersi oldu, cocuklar okula hic gitmek istemediler, istemiyorlar. mesela sehrimizde yari demokratik diyebilecegimiz bir okul var, yarim gun homeschooling, yarim gun okul opsiyonu uygulayabiliyoruz, hatta derslerini de kendileri secebiliyorlar. biz her firsatta secenekler vermeye calisiyoruz, ozellikle buyuk kizim bu opsiyonlari daha iyi anlayabilecek yasta ve bahsettigim okula devam eden yakin arkadaslari da var. ama simdiye kadar okul konusunda hiç bir talebi olmadi. acikcasi, evimizde hic kimse, okula baglanarak ozgurluklerin ve ogrenmenin kisitlanmasina taraf degil. hatta Türkiye deyken almila nın site arkadaşlarından biri onu kendi okuluna misafir öğrenci olarak götürmüştü, ortamı biraz biliyor. daha da ilginci bir devlet okulunun karşısında oturuyoruz ( yine türkiye de). uzaktan bakip burasi bir hapishane gibi diyorlar, yapilan bir cok sey anlamsiz geliyor. belki bizim de etkimiz var, cunku ara ara kendi okul deneyimlerimiz konusunda sohbetler ediyoruz. ve bir de okula devam edip keske sizin gibi homeschooling yapabilsem diyen cok arkadaslari var, onlarin da etkisi oluyordur eminim…

      zaman ne gosterir bilemiyorum ama simdilik durum böyle…

      cok sevgiler.

  10. Happiness is here isimli sitede yazan bayan çocuklarıyla okulsuz eğitim hakkında kısa bir ropörtaj yapmış çocukların görüşlerini okumak çok hoş olmuştu keşke siz de yapsanız öyle bişey :)

    • sevgili Merve, bizim cocuklar okula hic gitmedikleri icin okulsuzlugu bizim gibi algilamiyorlar gibi geliyor. yani hayatin kendisinden ayiramiyorlar. yaslari biraz daha buyudukten sonra belki daha iyi degerlendirebilirler. ama yine de soracagim, bakalim neler cikacak :)

  11. Yeniden merhaba, birkaç soru daha:) Sonraki serilerde cevap gelecekse lütfen zaman harcamayın:

    1) Gün içinde takip ettiğiniz belli bir program var mı? Yani çok ayrıntılı olmasa da günü genel olarak günü bölen 10:00- 12:00 arası proje saati, 12:00-1 arası okuma saati, spor saati, oyun saati gibi? Mesela benim 11 yaşındaki kızım eline bir harry potter kitabı alınca onu bitirene kadar saatlerce yerinden kalkmaz ama bu bana sanki çok sağlıklı değil gibi geliyor? Siz böyle durumlarda müdahele ediyor musunuz yoksa çocuklar sabahtan akşama kadar tamamen serbestler mi?

    2)Daha önceki bir cevabınızda anne bananın teşvik etmesi yerine çocuğun yol göstermesi gerekir demiştiniz ama ben sık sık yol gösteren bir çocuktan daha çok canım sıkılıyor diyen çocuk profiliyle karşılaşıyorum. Diyelim 5 yaşındaki kızım kendi kendine oyun oynamayı sevmez, abisi ve ablası birşeylerle meşgulse ve onunla oynamıyorlarsa genelde sıkılır ben böyle durumlarda ona bir faaliyet bulmak ya da oyun arkadaşlığı yapmak mecburiyetinde hissediyorum kendimi ya da bazen ilgilenmiyorum kendisi çözsün diye ama genelde çözüm yöntemi bana daha çok iş çıkartacak bir yaramazlık oluyor:) Sanki çocuklar büyürken beni en çok yoran konu bu oldu. Yani onlarla az mı oynadım, yeterince vakit ayırmadım mı vs düşünceleri, aslında şimdiye kadar çalışan bir anne de değildim.

    3) Belli bir müfredat takip etmiyoruz demiştiniz. Okulsuz günlerimizde ben şunu gözlemliyorum çocuklar birbirleriyle çok güzel oyunlar oynayabiliyor, elişi faaliyetleri yapabiliyorlar ama mesela hadi birşeyler yazalım, şu konudaki düşüncelerimizi ifade edelim dediklerini duymuyorum genelde. Ya da matematikte, fende birçok konu var; bu alanlarda sizce yönlendirmeye gerek var mı? Ev ortamınızda çocukların potansiyel matematik, fen ya da yazma ilgisini tahrik edecek düzenlemeler de var mı?

    4)Evdeki yemek, temizlik vs gibi işleri hallederken çoculardan ne ölçüde yardım alıyorsunuz? Bu işleri hallederken zamanlama vs açısından dikkat ettiğiniz neler var?

    • Harry Potter nasil bir tiryakilik ben cozemedim inanin. Almila ya mudahale etmedik, butun seriyi bastan sona bitirdi. engellemedik çünkü, gunduz mudahale edecek olursak gece saati kurup 2-3 am de kalkip sabaha kadar bitiriyordu. iyi ki kitaplari odunc almisiz, yoksa ikinc baskiya gecerdi, oyle bir tutku. neyse kitaplar bitti, geri verildi. konustuk, bir muddet serisi olan kitaplara girmemesini rica ettik, o da kabul etti ( yani gordugunuz gibi mudahale var:)) . sizin bahsettiginiz gibi saatlere bolunmus bir rutinimiz yok, ama bazi hatirlatmalar yapiyoruz. ozellikle oyun oynamalari icin cesaretlendiriyoruz. benden en cok duyduklari cumle budur, disari cikin, oyun oynayin… almila 11 yasinda, zamanini daha kullanabiliyor, her gecen yil ilgi alanlarinin arttigini goruyorum. mesela bu dergi ( newsletter) cikarmak fikri ona aitti, butun sorumlulugunu aldi. simdi her ay cikarmaya devam edecekmis, misafir yazar olarak her ay bir arkadasini da davet edecekmis, planlar yapiyor, elbette biz de fikir verip yol gosteriyoruz. diger taraftan bence hala en buyuk ihtiyaclari oyun.

      bir de bizim uzun kışlarımız var burada. Kışın ikisi de düzenli matematik çalışacaklar mesela, almila ya anlattık sebeplerini, ileride ihtiyaç duyduğunda diğer konuları toparlarsın ama matematiği toparlaman zor olur dedik. ama ne zaman calışacaklarına müdahale etmiyoruz, gün içinde kendi seçtikleri bir yarım saat, cogu zaman haftada 2-3 defa yeterli oluyor.

      işin garibi almila artık ödev(!) istemeye başladı, müfredat talep ediyor bu sene. kendi devam ettirebileceği esnek ve waldorfa uygun bir müfredat buldum, satın alıp ona bırakacağım, bakalım kararlılık gösterebilecek mi… benim gözlemlerime göre okulsuzlaşan çocuklar öğrenme ihtiyaçlarını talep ediyorlar, ama bu noktaya gelmek, onların sorumluluk alması, öncesinde ciddi bir okulsuzlaşma süreci gerektiriyor.

      evde almila nın sorumlulukları var, gün içinde tezgahta yıkanan bulaşıkları ve bulaşık makinasındaki temizleri yerine yerleştiriyor, bahçeyi suluyor, ve tavukların suyunu ve yemini o takip ediyor. şu saatte şu yapılacak diye bir yaptırımımız yok. bunun dışında ikisi de rica edersek ev işlerinde yardımcı oluyorlar. şimdiye kadar itiraz ettiklerini pek görmedim ( bazen oflama poflama oluyor elbette) . ama sorumlulukları az tutmaya çalışıyoruz ve üsteleyip bunaltmamaya. bence sorumluluk almak, yaş ilerledikçe oturuyor.

      benim kendi gözlemlerime göre, aktiviteyle oyalanan çocuk oyalanmayı öğreniyor, kendi başına vakit geçirmekte zorlanıyor ve daha çok canı sıkılıyor. bera 2,5 yaşında olmasına rağmen, kendi kendine oyun oynamaya başladı. bu demek değil ki bu yaştaki bir çocuk bütün zamanını tek başına kendi oyunlarıyla geçirebilecek. ama anne babanın gün içinde işi olduğunu da öğrenmek zorunda. yani aktivite yapılabilir elbette, hamurla oynayabilir, resim yapabilir, oyalayıcı aktiviteler geliştirilebilir. ama çocuk tek başına oyun oynamayı öğrenmesi için teşvik edilmeli ve yalnız bırakılmalı. gerekirse anne baba iş yaparken yanında oturup kitabıyla vakit geçirebilmeli. belki çocuğun karakteri de etkili oluyordur. bir de ilk çocuklar için bu çok daha zor, geriden gelenler daha rahat adapte olabiliyorlar.

  12. Müdahale olayı bana okulsuzlukta biraz garip geliyor. Ama tabi oğlum büyüdükçe nelerle karşılaşacağımıza göre, fikrim değişebilir mi? Belki de değişir. Ben Hewitt, “Okulsuz Hayat” kitabında da, sizin Harry Potter için yaptığınız müdahale gibi, onların da çocuklarına müdahale etme gereği duyduğu sahneler okumuş ve yine aynı şekilde hissetmiştim. Ben hiç müdahalesiz gidebileceğini düşünüyorum hala, hatta hiç müdahale olmamalı bence. Acaba çok küçük olduğu için mi bu konuda bu kadar rahatlık var, ya da bu ütopik bir düşünce mi?
    Harry Potter konusunda mesela, hiç karışmasaydınız, o zaman bu konu nasıl gelişirdi?

    • Sevgili Zeynep, benzer seyleri ben de cok sik dusunuyorum. Ama yazi dizisinin bir cok yerinde de belirttim, biz okulsuz buyumedik ve maalesef cok zorlandigimiz an’lar oluyor. yani bu kultur catismasi gibi bir sey. hayatinin 20 kusur senesini okul mantalitesiyle gecirmis bir anne baba ve okula hic gitmemis cocuklar catisabiliyor. ben bu durumu suna benzetiyorum: bir bebek aslinda dogdugu andan itibaren cisini soyleme ve elimine etme yetisine sahiptir. ama yeni ebeveynler bebegin sadece emme hareketlerine odaklanip bu konuda uzmanlasirken, bebeğin cisiyle ilgili verdigi ipuclari gormezden gelir ve bez baglamaya baslar. normalde bez baglanmadan büyüyen ve 12 aylik potty training ini tamamlayan bebekler vardır, elimine etme yontemiyle öğrenirler, doğal bir süreçtir. ama bezlenme surecine giren bir bebegi 12 aylik bezsiz birakamazsiniz. bu bebeğin önce bezsizligi ogrenmesi gerekir. biraz tuhaf bir ornek oldu ama bizim de ayni surecten gecerek okulsuzlugu ogrenmemiz gerekiyor. zor… yine de cok yol katettigimizi dusunuyorum, ama gercek anlamda okulsuzlugu ancak bizim torunlarimiz veya onlarin cocuklari deneyim edebilir gibi geliyor.

      diger tarafta, radikal okulsuzluk da var, mutlaka duymussunuzdur, o da bir secim. radikal okulsuzlugu uygulayan aileler televizyon, bilgisayar oyunu, yeme icme vs gibi “her konuda” cocuklarina sinirsiz bir ozgurluk veriyorlar. ve bunu yapanlar az degil, azdan cok daha fazla. ben saygi duyuyorum. cocuga sekil verilmesine ben de karsiyim. ama radikal degilim, olamam, 2. veya 3. bolumde anlattigim demokratik okula o yuzden imkansiz demistik. cunku ben bir anne olarak ayni zamanda cocuklarımı koruma ve bazi bilgileri onlara sunmakla yukumlu olduğumu hissediyorum. mesela bu hafta evde kan sekerlerimizi olcuyoruz, herkes her gun parmagindan kan verip yediklerimizin kan sekerini nasil yukselttigini ogreniyor. bir arkadasimiz tip 1 diyabetik, ailemizde tip 2 diyabet hastalari var. ben cocuklarima kucuk yaslardan itibaren saglikli secimler yapabilmeyi gostermek zorundayim. bunu ogretemem ama ornek olabilirim veya kendi deneyimlerimizi paylasabiliriz. mesela benim ailemde ileri derecede goz bozuklugu var, ve ben bu konunun zorluklarini da paylasmaliyim cocuklarimla, saglikli secimler yapmalarina tesvik edebilmeliyim. harry potter i okurken 100-200 sayfadan bahsetmiyoruz. hic ara vermeden butun seriyi okumak 3000 sayfa devirmek demek ve cocuk bunu ara vermeden bitirmek ve tekrar tekrar okumak istiyor. bence burada bir mudahale edilebilir veya onerdiginiz gibi hic edilmeyebilir de; her iki yönünü tartmak lazim. ben cocuğumun harry potter i 1 hafta yerine 3 haftada bitirmesi ama gozlerini yormamasi taraftariyim. ama zor bir karar anı… veya asilar gibi… dezavantajlari cok fazla ama avantajlari da var. gun geliyor evde dort kisi 3 ay boyunca bogmaca geciriyor, aman Allah im bu ne diyerek kendinizi bütün kararlarinizi sorgular halde buluyorsunuz…

      belki de en çok ebeveyn olma hakkı okulsuzluga mudahale ediyor, bilemiyorum.

      bu arada belirteyim, bu yazı dizsine başlamadan önce ben hewitt i okumadım, bu yazı dizisini ve kendi düşüncelerimi etkilemesini istemedim. yazı dizisi bittikten sonra, ben hewitt i sevgili Seda nın çevirisiyle okumayı dört gözle bekliyorum.

      radikal okulsuzlugu benimseyen veya dusunen arkadaslar varsa, ve burada paylaşmaya vakitleri olursa onların da fikirlerini dinlemek ve üzerinde düşünmek isterim.

      • Vakit ayırıp da cevap yazdığınız için teşekkürler öncelikle.
        Radikal okulsuzluğu duymamıştım açıkçası. Bunu biraz araştırıyım ben. Bilgi vermeniz harika oldu. Belki biz de öyle olma yolunda ilerliyoruzdur, belki de yaşadıkça hiç de öyle olamayacağımızı göreceğiz. Bu yüzden paylaşmak paha biçilemez bir şey işte. Ben sizin gibi düzgün, dozunda, yeterli bilgi ve değerli deneyimler içeren paylaşım yapan herkese o kadar minnettarım ki!
        Geri kalan bölümleri sabırsızlıkla bekliyorum. Kolay gelsin ;)

  13. Peki yemek saatleriyle ilgili duzeniniz var mi? Kahvaltiyla ilgili kizlarin onden yaptigini yazmistiniz, ya aksam yemegi? Karni acikan digerlerini bekliyor mu? Ya da herkes masaya oturdugunda birinin calismasi bitmemisse, haliyle bolmek istemiyorsa, o sonradan mi hazirliyor yemegini?

    • akşam yemeğini hep beraber yeriz. bence ailenin günde bir defa da olsa birlikte masada toplanması önemli. öğle yemeklerini genelde acıkan hazırlar yer. sabah kahvaltısını eşim, ben ve bera birlikte yaparız, kızlar programlarına göre erken yaparlar veya bize katılırlar.

  14. Merhaba
    Hem yorumlardan hem yazılardan çok faydalanıyorum. Tavsiye ettiğiniz kitaplardan bir liste yaptım. Şimdi onları okuyorum sırayla. :) Bera’yı yalnız oynayabilmeye nasıl teşvik ettiğinizden bahsedebilir misiniz.? Bu konuda önereceğiniz kitap var mı? Bir de çocuklarınıza sorumluluk vermeye ne zaman başladınız? Kendi odalarını siz söylemeden topluyorlar mı?
    Teşekkürler

    • sevgili Asena, bence en güzel yöntem onunla oyuna başlayıp bir müddet sonra yanından ayrılmanız; ya da yanına oturup kendi işinizle meşgul olmanız. bu iş bilgisayar veya kitap olunca kızıyorlar yalnız, ama yanında oturup örgü örebilirsiniz mesela, veya mutfakta işinizi yaparken çekmeceleri sağı solu karıştırmasına izin verebilirsiniz. çocuklar müdahale edilmekten veya kısıtlanmaktan hoşlanmazlar, evinizi çocuğunuz için güvenli hale getirip, keşfetmesine izin verebilirsiniz. kısıtlanan çocuklar bence anneyi hep yanlarında istiyorlar. tavsiye edeceğim kitap bu yazının altındaki yorumlarda, linkini vermiştim. bence çocuğa sorumluluk vermek tamamen çocuğun karakteriyle ilgili, bir de annenin beklentileri de önemli. detaycı bir karakteri olan çocuk yatağını her gün siz hatırlatmadan düzgün toplar. ruhu biraz daha özgür çocuk da toplar, arada siz de hatırlatırsınız. yalnız bu yatak nasıl toplanmış da dersiniz. veya dolabı dağınıktır, ama o bana göre dolap toplu diyebilir :) yani çocuğunuzun karakterine göre sorumluluk verip beklentileri esnetmekte her zaman fayda var.

  15. Husra Hn,
    Tum yazdıklarınızı heyecanla okuyor, paylasımlarınızı herzaman cok begenerek takıp edıyorum…
    Bu guzel serı ıcın ayrıca tesekkur ederım,kafamdakı soruların cogu yanıt buluyor sayenızde… benım oglum 2,5 yasında. Yaklasık 8 sene amerıkada yasadıktan sonra, oglum dogduktan sonra Turkıyeye donduk, aıle destegının onemlı olacagını dusunmustum cocuk yetıstırırken ve bu nedenle donduk. Oglum dogana kadar sızın hayatınzla bırebır ortusen hayatım vardı, okullar, unıversıte, calısma hayatı derken amerıkaya yuksek lısans ıcın gıtmem, ve yıne calısma… Ogluö dodgu, kararlarım degıstı, herseyden vazgectımbır anda, ve kendım buyutmeye karar verfım oglumu, butun karıyer okullar bır anda rafa kalktı, kendı aılemde dahıl kımse desteklemefı bu kararımı ama ben ısrarcı oglum. Sımdıkı dusuncem en az 4 yadına kdr kendım bakabılmek ve sonra hıc ıstemedıgım halde maddı gerekcelerle iş hayatına donmek zorundayım. Fakat surekli arastiriyor, alternatifler uretmeye calisiyorum, hatta tekrar amerikaya bile donme dusuncesi olustu. Size sorum
    1-kiz ve etkek cocuklar arasibda okulduz egitim yonunden farkliliklar varmi, kiz cocuklar yaratilislari geregi daha evcimen daha cok evde vakit gecirebiliyor diye dudunuyorum, ama mesala benim oglum surekli disari cikmayi istiyor ve enerjisini evde harcamasi cok zor. Bu konuda dusunceleriniz nelerdir?
    2-Tek cocuk olarak yetisen cocuklar icin, okulduz egitim dez avantaj olustururmu?
    3-hic istemefigim halde is hayatina donmem durumumda cocugumun en az hasar alacagi egitim sistemi sizce nedir? Veya bu konuda abd de yasamak avantaj saglarmi ?
    Cok tesekkur ederim, sevgilerimi gonderiyorum

    • sevgili Bahar, açıkcası büyük kızım almila yaratılış yönünden oğlum Bera ya göre enerjisi çok daha yüksek bir bebekti,ve hala da öyle. 5 aylık emekledi, 9 aylık yürüdü, aklınızın alamayacağı her yere tırmandı. sürekli peşindeydik, gözümüzü ayıramadık. evde bence enerjisi daha yüksek çocuklara göre düzenlemeler yapılabilir, sepha vs ortadan kaldırılabilir, bol yer minderleriyle zıplaması hoplaması için güvenli ortamlar yaratılabilir. elbette en güzeli dışarıda enerjisini boşaltması, bence bu kız erkek her çocuk için geçerli. yani benim şu ana kadar deneyimim oğlumun kızıma göre çok daha sakin bir çocuk olduğu yönünde, o yüzden kız çocukları evcimendir dve bu yüzden farklı düzenlemeler yaptık diyemeyeceğim :)

      Tek çocuk olayı bence okulsuzluktan bağımsız değerlendirilmeli. Zaten okulsuz bir çocuk anne babası eşliğinde her ortama girip çıkacağı için bir dezavantaj oluşturacağını düşünmüyorum. elbette evde kardeş olması avantajlı olabilir, ya da olmayabilir de. ben sadece kardeşli çocuk perspektifinden bakabiliyorum, belki tek çocuklu annelere sormak daha mantıklı olabilir.

      bu durumda; yarım gün okul, yarım gün evin iyi olacağını düşünüyorum. Bence AbD de yaşamak demek, sisteme köle olmak demek. bu konuda çok doluyum, tarafsız olamam. buradaki yaşam şartları ( ekonomik anlamda) TR ye göre çok daha ağır. Benim etrafımda herkesin güzel bahçeli evleri var, ama okul vergisi, emlak vergisi, gelir vergileri, sağlık sigorta giderleri, mortgage masrafları, vs derken herkes kafasını kaldırmadan çalışmak, çalışmak ve çalışmak zorunda. ve işin kötüsü sistemin dışında bir hayat kurmak çok zor, hatta mümkün değil. bana alternatif hayat kurmak Türkiye de çok daha mümkün gibi görünüyor.

      sevgilerimle…

  16. harika… sabahları erken kalkma rutinime geri dönmeye çalışırken birden aklıma geldi blogunuza bakmak. şimdi hemen acilen bütün bir seriyi okuma programı yapacağım kendime. zamanınıza ve ömrünüze bereket, ailenize huzur ve sağlık ve hayat başarısı temenni ederim..

    • sevgili Zeynep,

      gecen hafta olaganustu yogun gecti, su anda yaziyorum, sanirim uc bolumu bitirip hepsini postalayacagim. geceleri yorgun bitap uyukladigim icin mutlaka sabah erken kalkmam gerekiyor. bu sabah cocuklar uyanmadan yazdim biraz, hepsini toparlamaya calisiyorum, IG den haber veririm :)

  17. Husra Hanim ahsap oyuncaklari nasil temin ettiniz yada biz Turkiyede nereden ulasiriz?Internetten de temin edilebilir.Bir fikriniz var mi acaba?Ozellikle ahsap ocak ve bebek,mutfaga bayildim.Imrenerek takip ettigim tek kisisiniz.Bu koca sehrin gobeginde yasayip hayata karmasaya karismamak icin uzak durmaya calisan,debelenen,deliren birinin tum duygularinin tahlili soylediginiiz,dusundugunuz yasamak istediginiz hersey.Su yasayan eviniz,dogayla uyumlu sade hayatiniz,aile olarak hayat paylasiminizi imrenerek ve kendi hayatim icin umit ederek takip ediyorum.Umarim bizleri hic birakmaz hep paylasimlariniza devam edersiniz.Ben gibi bircoklara yasanmis bir ilham ve cesaret ornegisiniz.Insallah Allah sayilarinizi arttirsin.

    • Sevgili Esra, cok tesekkur ederim. BLog sahibi olmak, altyapisi, teknik isleri vs ile ( ki hepsini kendim yurutmeye calisiyorum) zahmetli bir ismis. Ama elbette zorluklarina ragmen seviyorum, ben de daha duzenli devam edebilmeyi cok istiyorum.

      Oyuncaklar icin; TR den ulasilabilir mi, bilemiyorum. Ahsap mutfagin markasi Camden Rose, sadece Amerika da uretiliyor ve satiliyor, ben amazon dan ismarlamistim. TR ye gonderilmesi cok masrafli olur gibi geliyor :( Belki bir marangoza yaptirabilirsiniz? TR de olsam kendime bir aile marangozu mutlaka edinirdim, tabii marangozlar benim gibi bir deli ile ugrasirlar mi bilemem.

      Almanya Waldorf ekolunun dogdugu yer, o yuzden ahsap oyuncaklarin hemen hepsi Almanya dan da temin edilebilir diye tahmin ediyorum, ama gonderimi vs pahali olabilir yine . Bizdeki oyuncaklarin bir kismi Ostheimer markasi, Almanya da elde yapiliyor. Almanca bilmedigim icin mutfagi google da aratip bulamiyorum, ama eminim Amerika da uretilen her sey Avrupa dan temin edilebilir.

      Bebek olarak hangisini sordunuz? Buyuk bir kismini kendim elde dikiyorum, ozellikle waldorf bebeklerini…

  18. Belki yaşla, belki hayata dair bakış açısındaki değişimler yada ihtiyaçlar doğrultusunda ortaya çıktı, bilemiyorum, hayatımızda bazı değişiklikler yapmak niyetindeydim. Bu olay ilk olarak daha doğal beslenmeyle başladı. Bebeğimizin dünyaya gelmesiyle daha sade ve kullanışlı bir ev tasarımı aklımı kurcalamaya başladı. Bununla birlikte, kısa süre kullanılan ama bir yandan da elzem olan bebek eşyalarının pahalı olması beni ikinci el ürün arayışına sevk etti. Derken; diğer eşyalarımızı da ikinci el almaya başladık (şu an değiştirmeyi düşündüğümüz bazı şeyleri de satarak elden çıkarmaya çabalıyoruz). Daha az tüketim, daha az doğal kaynak israfı, daha az eşya, daha çok mutluluk… Artık bakış açım bu.
    Eğitim konusuna gelince, Türkiye’de fazla yaygın olmamakla birlikte, alternatif olarak seçilebilecek ilk eğitim Montessori incelediğim ve karşılaştığım kadarı ile. Dalton ve Waldorf eğitimlerini de duymuştum. Waldorf’un detaylarını kısmen, inceleyebildiğim kadarı ile yazılarınızdan öğrenmiş oldum. Bebeğim henüz 1 yaşında. Ama şimdiden aklımı kurcalıyor bile çocuğuma nasıl bir eğitim hayatı hazırlamamız gerektiği… Burada okulların durumu maalesef berbat. Güvenmiyorum. Hapishane gibi. Çocukları zapt etmek için inşa edilmiş gibi. Öğretmenler maalesef donanımlı değil. Herkeste bir telefon. Bir fotoğraf çekme merakı (tabi ağzı yüzü büzerek falan…) Aaayyy, çok doluyum:)
    Hal böyle iken yazılarınızı okumak aklımda yeni ufuklar açıyor. İçimden geçen ama tam olarak ne olduğunu açıklayamadığım şeylerin sistemlerini görmemde yardımcı oluyor. Teşekkür ederim:) Mutlu günler sizinle olsun. Ha bu arada, kitap dolu raflara, çeşit çeşit ahşap ve bez oyuncaklara BA-YIL-DIIIIIM:))

    • sevgili Beyza, olağan yaşantımızın içinde olup bitene daha yakından bakıp sistemi de kurcalamaya başladığımızda, artık geri dönüşü olmayan bir yola girmiş oluyoruz. bence 2+2=4 eder gibi bir şey bu. fakat dönüşüm de bir süreç gerektiriyor. ve bu sürecin bir sonu yok, yani farkına vardıktan sonra da sürekli dönüşmeye devam ediyoruz. işin güzel yanı da bu sanırım; yarın aynı olmayacağımızı bilmek.

      özetle diyeceğim; siz de guzel bir yola girmişsiniz. eğer aramaktan ve sorgulamaktan vazgeçmesseniz yavrunuzun eğitimi ile ilgili aradığınız cevaplarda zaman içinde size ulaşacak, bundan hiç kuşkunuz olmasın. ve lutfen bu yılların keyfini çıkarın… çok oyun, bol sohbet.. hızlıca büyüyorlar çünkü.

      cok sevgiler, selamlar…

  19. Merhabalar,
    Birçok konuda benim için aydınlatıcı oluyorsunuz öncelikle bunun için çok teşekkür ederim size. Yorumlarda da bahsi geçmişken,Bir konuda fikrinizi merak ediyorum: AŞılar.. En çok kafamı kurcalayan konuardan birisi.. bulunduğunuz yerde aşı politikası nasıl? tamamen programa uyuyor musunuz yada bazılarını mı yada hiç mi yaptırmıyorsunuz? Bu konuda düşünceleriniz nelerdir?

    • Sevgili Tugce, cok tesekkur ederim. Esim ve ben gecmiste asilarin yan etkilerini gordugumuz icin asi yaptirmama yonunde karar verdik. Fakat asi konusu hassas bir konu, ben sahsen bu konuda kimseye tavsiye verebilecek bir donanima sahip oldugumu dusunmuyorum. 2 sene once ailemizde 3 u cocuk 4 kisi bogmaca hastaligina yakalandik, ve bu esnada kararimizi sorguladigimiz zamanlar da oldu. Ben acikcasi yaptiranlari da anliyorum, ve bizim gibi yaptirmamayi secenlerin de kabul gormesini umut ediyorum. Diger taraftan asiyi yaptiranlarin asilarin yan etkileri ve icerikleri konularini arastirmalarini ve yaptirmayanlarin da ozellikle sik karsilasilan su cicegi, bogmaca, kizamik ve kabakulak gibi cocukluk hastaliklarinin uzun sureli kulucka evresi oldugunu anlamalari, hastaligi yayma riskini minumuma indirgemek icin cok dikkatli olmalari ve bu hastaliklarin dogal yontemlerle tedavileri konusunda bilgili ve donanimli olmalari gerektigine inaniyorum. Eminim hepimiz arastirmalar isiginda kendi cocuklarimiz icin en dogru karari verme cabasindayiz ve bu konuda en dogru benim kararim diyebilecek bir konumda hissetmiyorum kendimi.

      Cok sevgiler…

Comments

HOŞGELDİNİZ

Toprak ve doğayla bütünleşmek, evde üretmek, çocuklarımızla okulsuzluğu öğrenmek ve yavaşlamak için çabalayan beş kişilik küçük bir aileyiz. Ziyaret ettiğiniz için teşekkürler.