Monthly Archives: February 2016

baharın habercisi

baharın habercisi

dün bizim buralarda dağ sıçanı günüydü (groundhog day) . halk inanışına göre eğer dağ sıçanı şubatın ikisinde yuvasından çıktığında hava bulutluysa bahar erken gelirmiş, eğer hava güneşliyse dağ sıçanı gölgesini görüp inine geri kaçacağından, kış altı hafta daha sürermiş. ve dün dağ sıçanı gölgesini görmemiş :).

biz bu şirin hayvanın gölgesine güvenip güvenemeyeceğimizi düşüne duralım, şubat ayı geçtiğimiz hafta sonu bize baharı getirdi bile. son üç gündür, pazar günü başlayan ılık ve güneşli havayla birlikte neredeyse her günü dışarıda geçirdik. baharın kokusunu hissedince temizleme, derleme, toplama içgüdülerimiz de hemen yüz üstüne çıkıverdi. fırsat bu fırsat, soğuk kış günlerinde planladığımız projelere ufak ufak el atmaya başladık.

okulsuz eğitimle birlikte evde üretmek de günlük yaşamın bir parçası haline geliyor, ve çoçuklar büyüdükçe, onların ve elbette bizlerin de sürekli değişen ihtiyaçlarına cevap verebilmek için de yeni projeler geliştiriyoruz. o yüzden evdeki demirbaş bir kaç eşya dışında herşey yeri degiştirilebilir şekilde düzenliyoruz. ekonomik açıdan bize yük getirmemesi için de ihtiyaçlarımızı genelde ,eğer aciliyeti yoksa, eskicilerden arayarak veya elimizdeki eşyaları tekrar gözden geçirip başka amaçla yeniden kullanıma açarak gideriyoruz. en zevklisi ise kendi projemizi hayal edip onu sıfırdan ortaya çıkarmak oluyor.

bu projelerden birini geçtiğimiz haftasonu gerçekleştirdik. çoçuklara çalışma odası olarak ayarlanan arka odaya bu kış başından beri kimse uğramıyordu. bunda çoçukların sağdan soldan taşıdıkları eşyaların sürekli o odada birikmesi, ve masaların üzerinde projelerin zamanla yığılmasının da çok etkisi oluyordu. uzun süredir salonun büyük kısmını kaplayan çadırın ortadan kalkmasıyla bazı oyuncakların bir kısmını çalışma odasına transfer etmek istedik. fakat bu fikir, odanın genelde proje odası ( ya da evin en dağılma özgürlüğü olan odası) olarak kullanılmasından dolayı kimseden kabul görmeyince bülent in aklına yeni bir fikir geldi. geçtiğimiz yaz, çoçukların arkadaşlarının kalması için odaya extra bir yatak yapmıştık. fakat yatak çok nadir kullanıma açıldığı için pinterest ten aldığımız bir kaç yeni fikirle yatağın ayaklarını yükseltip bir loft hazırlamaya karar verdik. yaklaşık üç saat süren bir çalışmanın sonucunda, hem extra yatağımız ( korkuluk ekleyeceğiz :) ), hem de çoçuklar için yeni bir oyun alanı daha açılmış oldu. bende hafta başında odadaki bütün çekmeceleri ve ihtiyaç olmayan her şeyi boşaltarak odayı biraz ferahlatma çalışmaları yaptım. sonuçtan hepimiz oldukça memnun kaldık. kızlar büyük bir heyecanla bebekleri için güzel bir ev hazırladılar. hatta bennu gününün çoğunu orada geçirmeye başladı. masalar ve çekmeceler de temizlenince oldukça boşalan odayı bir müddet bu şekilde bırakmaya karar verdim.

bülent le ben fırsattan istifade çalışırken, çoçuklar dışarıda uzun uzun oynadılar. hatta arada bizimle, paltosuz ve çıplak ayakla dışarı çıkma pazarlıkları yaptılar. daha şubat ayındayız mümkün değil cevabımıza rağmen, evin penceresinden almila yı çıplak ayakla koşarken, bennu yu da üzerinde incecik bir tşörtle arka bahçede gezinirken gördüm ( ve görmemiş gibi davrandım :)) bu arada hızımızı alamayıp paskalyayı da şubat ayına taşıdık. hafta sonu üç yumurtayla başlayan yumurta boyama macerası, üçüncü günün sonunda üç karton yumurtaya ulaşmıştı. bu projeyi bende çok sevdim lakin elimizdeki bu kadar yumurtadan ne yapılır sorusu bizi bayağı meşgul etti.

önümüzdeki bir kaç gün içinde havalar yine soğuyor. ama bize yüzünü kısacık gösteren baharla birlikte yapılacaklar listesi de biraz daha uzayacak gibi görünüyor. değişime hoşgeldin demek, ürettiklerimizle biraz bizde dönüşmek, ve kendi kendimize yetebiliyor olmanın verdiği tatmini hissetmek için bence liste biraz daha uzayabilir, neden olmasın?

iki yaş…

iki yaş…

geçtiğimiz hafta bera nın doğumgününüydü. birinci yaş doğumgünü, ailece yakalandığımız boğmaca hastalığının gölgesinde geçmişti. biraz bunun iç burukluğuyla ve biraz da günlerimizin çoğunun evin büyüklerinin ihtiyaçları etrafında dönmesinden dolayı, bu sefer sadece ona özel bir gün geçirelim istedik.

bera ya iki yaşına gelene kadar eskicilerden bulduğumuz bir iki ahşap araba ve bir bisiklet dışında oyuncak almamıştık. sanırım gerek de duymadık. o yüzden ilk oyuncağı bizim elimizden olsun istedim. sağa sola kolaylıkla taşıyabileceği ve eğer severse iyi arkadaş olmalarını dilediğim bir bez bebek yapmaya karar verdim. bera bebeği dikerken elimde görmüştü.  ama saçları ve yüzüyle bitmiş haliyle ilk defa hediye kutusunu açınca gördü. önce elinde şöyle bir çevirip bu da nerden çıktı der gibi baktı. sonra ablaları hemen araya girdi. bebeği kundak yaptılar, uyuttular, yemek yedirdiler,  onunla oyunlar oynadılar ve biraz da bizim teşvikimizle ilk geceden birlikte uyumaya başladılar.

bera bu aralar evin her işiyle de çok yakından meşgul olduğu için ona her gün giyebileceği, ve hareketlerini kısıtlamayacak, ( ve annenin çamaşır yükünü de azaltabilecek) bir önlük dikmeye karar verdik. yeni önlüğüyle ablalarının resim projelerine dalabilir, mutfakta yemek pişirebilir, hamurları her türlü ezip büzerek üstüne yapıştırabilir, bahçede çamurla oynayabilir ve bunların hepsini, “aslında size yardım ediyorum”(!)  adı altında yapabilirdi. ve doğal olarak, daha ilk günden en çok kullandığı giysi bu önlük oldu.

sonbahar – kış aylarında mutfağımızda sıklıkla pişirilen şekersiz elmalı tart, bera nın en favori tatlısı olduğu için doğum günü pastası geleneğini de bu sene bozmaya karar verdik. onun için üzerine iki mum deliği açtığımız elmalı bir tart hazırladık. bu işe en memnun olan bera dan sonra yine anne oldu. hatta annenin, madem tart bu kadar çok seviliyor, “bu sene herkesin doğumgününü meyveli tartla kutlamaya ne dersiniz?” önerisi de büyük bir çoğunlukla kabul edildi :).

günlerdir yüzünü göstermeyen güneşin akşam saatlerinde ortaya çıkarak evde oluşturduğu ışık hüzmelerine, balmumu kokularına ve güzel müziklere; lezzetli ve fakat bir o kadar mütevazi akşam yemeğimiz, iki mumlu elmalı tartımız, danslar ve gülücükler eşlik etti. anneanne, dede, babaanne, amcalar ve teyzeler de günün değişik saatlerinde günümüze renk kattılar.

basit, telaşesiz, kendi halinde ama çok özel bir gün geçirdik. bera nın hayatımıza kattığı anlamı, onun sakinliğinde, onun ritmiyle, onun bakışlarıyla, ve onun dünyasıyla ona anlatmaya çalıştık.

ve o da bitip tükenmeyen enerjisi ile bizi sarıp sarmaladı, gülüşleriyle yüreğimizi ısıttı,  an’ı yaşamaya, ve her gün olduğu gibi yine bize öğretmeye devam etti.

HOŞGELDİNİZ

Toprak ve doğayla bütünleşmek, evde üretmek, çocuklarımızla okulsuzluğu öğrenmek ve yavaşlamak için çabalayan beş kişilik küçük bir aileyiz. Ziyaret ettiğiniz için teşekkürler.